Şehirler ve Adamlar

Şehirler ve adamlar.
Hangisinden kaçsan birine tutuluyorsun. Yağmurlu bir şehirden kaçarken baştan aşağı ıslanıyorsun adamın koynunda. Saçlarından, gözlerinden damlacıklar düşüyor, düşüyor... Kaçtığın o kucak seni kendine boğuyor. Kuru bir tende nasıl boğulur insan kendi kendine.
Şaşırıyorsun.
Trenlere tutunup adamlardan kaçıyorsun sonrasında bol yağmurlu şehirlere. Ama kurudun kadın, biliyorsun. Tüm bulutlar gelip otursa da başına yeniden yeşermiyor içinde hiçbir toprak. Koskoca bulut nasıl ıslatmaz insanı deli gibi yağarken?
Şaşırıyorsun.




Adamlar ve şehirler.
Birinden geçsen birinden geçemiyorsun. Köprüler, yollar, duraklar... Her şeyi geçip gitmişken dikiliveriyor adamlar gözünün önüne. Sabahla beraber çekilseler de yolundan gözünün önündeki ışıklı köprü adı gibi boğazına takılıveriyor, yıkılıveriyor boğazında birşeyler... Yıkılan bir köprüden nasıl tekrar geçer insan?
Düşünüyorsun.
Bir gece oturup adamları geçiveriyorsun içinde tek tek gerilmiş iplere. Geçiriveriyorsun suratlarına her şehvetli hallerini. Köprülere paralel sevişmelerini. Kalıveriyorlar öylece. Onlara geçirdiğin her an şehri geçip gitmemen için yeni duvarlar oluyor, örülüyor surlar... Ölüyor suratları. Ölmüş bir çocuk suratını nasıl sever insan?
Düşünüyorsun.




Adamlar, şehirler ve sen.
Sen geçin git kızım, geçip git.









M.
Kocaeli 02:27

Yorumlar

  1. bu blogdaki -bence- en derin ve sansasyonel yazı.

    YanıtlaSil
  2. derine inebildiysen ne mutlu, ne hoş ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar