<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407</id><updated>2011-12-08T17:46:02.664+02:00</updated><category term='Nietzsche'/><category term='Yüksek Sadakat'/><title type='text'>İçsel Paradokslar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>94</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1121566716872943319</id><published>2011-12-08T14:56:00.000+02:00</published><updated>2011-12-08T14:56:52.599+02:00</updated><title type='text'>Sağır</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #eeeeee; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Elbette hayatımı bir milat gibi orta yerinden bölmene razı değilim. Ama şimdi olanların, bundan hiçbir farkı yok. Seni bütün duyguların, bütün insani şeylerin ötesinde tutup senle ilgili her hangi bir hisse müthiş bir kararlılıkla ket vursam da, istediğim hiçbir şeyin senden bağımsız olmayacağına adım gibi eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Hayatının gidişatını anları yakalamakla çizen birinin peşinde bir sürek avı bu. &lt;b&gt;Yalnızca uykularımda kuşatıyorum seni.&lt;/b&gt; Karanlık bir dehliz, tenha bir çarşaf karmaşası. Orada, kıvrımların bir yerinde teslim oluyorsun. Sabahın ışıklarından kaçar oluyorum sayende, şu rüyalar bitmesin diye. Perdeler hep örtük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İzini sürmek de dünyanın en ciddi meselesi. İnsanı kemiren ince hastalık. Çünkü artık sakin ve sessiz bu koşturmaların sonunda yaşım, yıllarım yok. Senle aynı anlardan geçelim diye, ne varsa sana ait okuyorum, dinliyorum, izliyorum, anlıyorum. Gördükçe bulanıklaşıyor her şey, girdikçe derinleşiyor. Tüm bunlara büyük bir güçle sarılabilmem için çocukluğu bir yana bırakmam gerekiyor, yapıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yaşlanıyorum. Ve tüm kadınlara, tüm gençlik harikalarına rağmen bundan korkmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Seninle bir sonuç değil, bir süreç benim istediğim. Sonuçlara bel bağlamayı çoktan geçtim. Ama bunu istemek dünyanın en tehlikeli işi. Biliyorum. Bu yüzden ismini söylemek kafi. Önünde, arkasında hiçbir sıfat bulundurmadan. &lt;b&gt;Yalın, sağır.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Omuzlarımdan dökül, su gibi leziz ol istiyorum. Ve belki de hiçbir isteğim bu denli uzun, bu denli kararlı olmadı. Ama öyle soyutladım ki seni insani hissiyatlardan, demirden bir heykel gibi ruhsuz duruyorsun gözümde. Sen yanımda boylu boyunca uyurken benim o kucakta huzur bulamamam bundan. Yılların uzaklığı var, alışmak için birkaç gecem olsun başka bir şey istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Fonda İstanbul, karşımda sen, bunu da yaşamışken ben; adam olmam artık.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;b&gt;&amp;nbsp;Ah.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=zceYxyTV-JM"&gt;&lt;b&gt;http://www.youtube.com/watch?v=zceYxyTV-JM&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1121566716872943319?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1121566716872943319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/12/sagr.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1121566716872943319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1121566716872943319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/12/sagr.html' title='Sağır'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6799666762707204459</id><published>2011-11-17T17:39:00.003+02:00</published><updated>2011-12-08T15:12:17.455+02:00</updated><title type='text'>Eksik</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kaldığı yerden devam etmesini isteyebiliyorsunuz bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ya da eksik kalan yerlerden...&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=NRgooiRa6Y8&amp;amp;feature=fvwrel" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=NRgooiRa6Y8&amp;amp;feature=fvwrel&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6799666762707204459?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6799666762707204459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/11/eksik.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6799666762707204459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6799666762707204459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/11/eksik.html' title='Eksik'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6997257700587038133</id><published>2011-07-27T23:26:00.000+03:00</published><updated>2011-07-27T23:26:09.193+03:00</updated><title type='text'>Yabancı</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Hiç şuanda içinde olduğun "şey"e ait olmadığını hissettin mi? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ben hissediyorum. &lt;br /&gt;Bütün damarlarımda.&lt;br /&gt;Gördüğüm her şeyde.&lt;br /&gt;Okuduğum her kitapta ait olmadıklarımın izlerini buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dev bir labirente sıkışmış fare gibiyim.&lt;/b&gt;Kuyruğumu kıstırıp bir köşeye sinmek akıllıca geliyor. Ama o kuyruk ki, benden defalarca kez daha büyük. Denge sağlamaktan bihaber, denge bozan daha çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünde durduğum pencerenin diğer kısmında, hayat var. Son hızla koşarsam eğer, kurtulabilirim. Belki milyonlarca kırıkla ya da ne bileyim... Esrik aklımın oynadığı edepsiz oyunlardan biri de olabilir tüm bu pencerenin öte tarafı. Bir adım ileri, üç adım geri oyunu oynuyorum bu yüzden kutu gibi bir şehirde.&lt;b&gt; Bir adım öne, üç adım geriye, en geriye...&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Deliliğin el atından satıldığı şu zamanda, tek ihtiyacım sesimin ona çarpıp bana geri döneceği bir duvar. Mavi olsun, ya da siyah, bilemedin kırmızı. Hani çok zor ama belki beyaz. İsterse gri. Ama olsun. &lt;br /&gt;Şu delirten boşluğa birşeyler söyleyip, söylediklerimin&amp;nbsp; kaybolup gitmesinden çok sıkıldım. Bir duvarım olsun, söylediğim her şeyi göğüsleyip şekil değiştirmişini bana yollayan, yüzüme çarpan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsiminden midir bilinmez, "üzerimde bana ait ne varsa" eriyip gidiyor şu günlerde. Tüm aitlik hislerimi minik bir dokunuşla sıyırıyorum üzerimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Kış"a hazırlanıyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;yazarken; Anneke van Giersbergen with Agua de Annique-The Power Of Love&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6997257700587038133?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6997257700587038133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/07/yabanc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6997257700587038133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6997257700587038133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/07/yabanc.html' title='Yabancı'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-577045857289680115</id><published>2011-06-24T12:31:00.000+03:00</published><updated>2011-06-24T12:31:19.362+03:00</updated><title type='text'>-körsabah-</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Sarhoş olmadan benim olamıyorsun. Ve ben de sarhoş yaşamak istemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafanın yerinde olacağı günün, yaptığın her şeyin bilincinde olduğun günün gelmesini sükunetle beklemeye çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah sabah kocaeli.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-577045857289680115?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/577045857289680115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/06/korsabah.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/577045857289680115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/577045857289680115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/06/korsabah.html' title='-körsabah-'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4917939634299141637</id><published>2011-06-13T14:22:00.001+03:00</published><updated>2011-06-13T14:22:53.348+03:00</updated><title type='text'>-dilimdilim-</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Öyle tutamıyorum ki dilimi sana karşı, yalayıp yutuyor bütün güzellikleri. O dilin her kıvrımında canını sıkacak birkaç saçmalık gizli. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Bana bir çıkış yolu göstermeyen "bildiğim gibi" hallerine, milyonlarca çare üretesim var. Üreteyim ki gel anlat. Havadan bahset, balıklar, dalgalar filan... &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Bir dakika, tüm bunlar iyi, tüm bunlar güzel de senin esasında "zaten anlatmak istemiyorum ki" demen var bir de. Var değil mi, var. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Biliyorum.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4917939634299141637?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4917939634299141637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/06/dilimdilim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4917939634299141637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4917939634299141637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/06/dilimdilim.html' title='-dilimdilim-'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2639150097640107783</id><published>2011-05-16T15:28:00.000+03:00</published><updated>2011-05-16T15:28:21.488+03:00</updated><title type='text'>Diğer Kişi</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-0ENk-n2DdN4/TdEX2_kGfdI/AAAAAAAAAFQ/G-2MVdl7Rf4/s1600/h1+%252837%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-0ENk-n2DdN4/TdEX2_kGfdI/AAAAAAAAAFQ/G-2MVdl7Rf4/s320/h1+%252837%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Yalnızlık bazı insanlarda kişilik meselesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinden başkasına en fazla 1 saat dayanabilir böyleleri. O saatten sonra diğer kişinin nefes alması bile istenmez. Gitsin istenir, bitsin istenir. &lt;b&gt;Abartıp ölsün istenir. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu muhabbet, açılıp kapanan ağızlar, ahtapot misali oraya buraya savrulan kollardan ibaret olur. Öyle salak görünür ki diğer kişi, &lt;b&gt;hayatın anlamını aramak için kaçıp gidesi bir daha da dönmeyesi gelir insanın. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tanrım neden yalnızım?" diye haykırsa da yalnız kişilikli insanlar, ellerine başka bir elin dokunmasını, yanlarında başka birilerinin gölgesini, kokusunu istemezler. Yatakları onlarındır, gözleri, sesleri. Ayak altında dolaşan bir kedi yavrusundan farkı yoktur diğer insanların onların gözünde, üstelik birçoğu da kedi sevmez. &lt;b&gt;Bazen iç geçirseler de insandan yapılma kuzu sarmalarına , yatakları boş uykuya dalmayı her zaman daha doyurucu bulurlar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik zor bir meseledir yalnızlığın karakter özelliği olması, her kalabalıktan her kucaktan sıyrılmayı gerektirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta eder insanı, &lt;b&gt;"tekil kişilik" hastalığı. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;yazarken;&lt;br /&gt;Mazzy Star-Cry,Cry&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2639150097640107783?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2639150097640107783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/05/diger-kisi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2639150097640107783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2639150097640107783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/05/diger-kisi.html' title='Diğer Kişi'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-0ENk-n2DdN4/TdEX2_kGfdI/AAAAAAAAAFQ/G-2MVdl7Rf4/s72-c/h1+%252837%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6501216884759710505</id><published>2011-05-14T21:15:00.001+03:00</published><updated>2011-05-14T21:20:45.127+03:00</updated><title type='text'>Döngü</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-e8iLOcjHbaQ/Tc7GhZIxQQI/AAAAAAAAAFM/dpO7LTEdUro/s1600/1+%25283%2529.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="181" src="http://1.bp.blogspot.com/-e8iLOcjHbaQ/Tc7GhZIxQQI/AAAAAAAAAFM/dpO7LTEdUro/s200/1+%25283%2529.png" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;Sigaramın dumanı gibisin oğlum. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Kafamı nereye çevirsem gözümün içinde. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıvrıla kıvrıla geliyorsun peşimden. Ellerim, dudaklarım ve sonunda gözlerim sen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağıma da siniyorsun da silinmiyorsun. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereye baksam gözümün içindesin,&lt;b&gt; nereye gitsem hep içimde. &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;yazarken: Agua de Annique-Power of Love&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Kocaeli&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;M.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6501216884759710505?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6501216884759710505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/05/dongu.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6501216884759710505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6501216884759710505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/05/dongu.html' title='Döngü'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-e8iLOcjHbaQ/Tc7GhZIxQQI/AAAAAAAAAFM/dpO7LTEdUro/s72-c/1+%25283%2529.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8471095219140231836</id><published>2011-04-14T16:07:00.001+03:00</published><updated>2011-04-14T16:09:48.107+03:00</updated><title type='text'>Huzur Delisi</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Huzur bazı insanlara göre değildir.&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tbhS0QlCe2g/Tabxxsx9shI/AAAAAAAAAEQ/7kYUdilxtnA/s1600/tumblr_kx6v2hFrN41qzxaojo1_500.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://3.bp.blogspot.com/-tbhS0QlCe2g/Tabxxsx9shI/AAAAAAAAAEQ/7kYUdilxtnA/s200/tumblr_kx6v2hFrN41qzxaojo1_500.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sürekli derinize batan birşeylere alışmışsanız kuş tüyü yataklar sizi deli edebilir. O yumuşak öpücükler, kırmaktan korkarak uzanan eller... &lt;b&gt;Tanrım! Ne kadar korkunç! &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzurun yakın teması kuru öksürük gibi bırakmaz bazı insanların peşini. Uzun günler, upuzun saatler boyunca hasta olabilirsiniz. Sizin bu alışılmadık durumunuza bir de etraftan gelen gamlı baykuş sesleri eklenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular başlar, sorgulamalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefecilere taş çıkartan akıl oyunları, melankolinin dibine vurmalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlıktan yakındığınız yatağınız bu kez dolmuştur, sıcaktır, güzeldir, eğlencelidir. Ama bu kez yalnızlığı isteme günlerine gelirsiniz ve toz parçacıkları gibi üfleyince geçmez bu dengesiz tortular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar, dengesizliklerinde boğulmayı, bir akrobat gibi ipin üzerinde korkuyla yaşamayı severler. &lt;b&gt;Böyle insanlara huzur, asla girilmeyecek olan çıkmaz sokaktır. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir kere iteklediğinizde onu o huzur sokağınıza camınızı çerçevenizi indirmeden, sizi tuzla buz etmeden gitmek bilmezler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Çok değil kısa bir zaman aralığında iki huzur delisi oluverirsiniz; bir tarafın fazlalığından, diğerinin eksikliğinden aklını kaybettiği...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;15:59&lt;br /&gt;Kocaeli, Trail of Grief-Agua de Annique&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8471095219140231836?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8471095219140231836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/04/huzur-delisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8471095219140231836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8471095219140231836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/04/huzur-delisi.html' title='Huzur Delisi'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tbhS0QlCe2g/Tabxxsx9shI/AAAAAAAAAEQ/7kYUdilxtnA/s72-c/tumblr_kx6v2hFrN41qzxaojo1_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3331603557450090279</id><published>2011-02-17T02:54:00.001+02:00</published><updated>2011-02-17T02:54:47.075+02:00</updated><title type='text'>Kum Saati</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yS4NSBshLmo/TVxwrQhkWdI/AAAAAAAAAEM/G9aDNoXfXBk/s1600/1+%252832%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-yS4NSBshLmo/TVxwrQhkWdI/AAAAAAAAAEM/G9aDNoXfXBk/s200/1+%252832%2529.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: &amp;quot;Courier New&amp;quot;,Courier,monospace;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ucuz edebiyat yapıyoruz, uyan artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zaman kum saatindeki gibi akıp giderken o incecik camdan gırtlaktan, öyle hissiz, öyle ruhsuz, öyle suçsuz bakıyorsun aynadaki yansımamıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt; İç içe geçmiş yansımalar, yadsımalar...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sadece kendimizi haklı gördüğümüz boktan bir durum var ortada. Elimize yüzümüze de bulaştırdık üstelik. &lt;b&gt;Bizi bizden başka kimse anlamaz bundan sonra.&lt;/b&gt; Bunca bokluğun içinde, gırtlağa dek batmışken bize bizden başka kimse o tertemiz elini uzatmaz, anla artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Aynı yazı yeniden yaşayamayacağımızı, aynı yoldan yeniden yürüyemeyeceğimizi, bir daha asla aynı kokmayacağımızı bile bile... Bile bile lades bu işte! &lt;b&gt;Aklımda hep...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zamanın kör bir noktasına sıkıştık, tıkıldık kaldık. Hiç gereği yokken ezberden beş on haneli numaralara sarılıyoruz. Kusmak için, sevmek için, gülmek için... Ne kadar aptalca değil mi?&lt;b&gt; 11 haneli bir aptallık bizimki&lt;/b&gt;, ne bir ileri ne bir geri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Olduğumuz yerde sayıyor gibiyiz. Yalnız geçen yıllar, yalnız yatılan yataklar zincirinden sonra soluğu öyle ya da böyle aynı bedende alıyoruz. Aynı bedende tek soluk! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gırtlağımda takılıp kalan bu &lt;b&gt;"şey"&lt;/b&gt;den yoruldum artık. Nefes almak istiyorum, sadece bana, sadece benim bedenime ait olan bir nefes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bana ait olmayacaksan eğer, lütfen yak artık bana ait her şeyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sana ait olmamı istemiyorsan eğer&lt;/b&gt;, lütfen ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;yazarken: TNK-Yine Yazı Bekleriz&lt;br /&gt;Çorlu 02:45&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3331603557450090279?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3331603557450090279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/kum-saati.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3331603557450090279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3331603557450090279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/kum-saati.html' title='Kum Saati'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-yS4NSBshLmo/TVxwrQhkWdI/AAAAAAAAAEM/G9aDNoXfXBk/s72-c/1+%252832%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2084572286085227338</id><published>2011-02-04T00:54:00.001+02:00</published><updated>2011-02-04T01:05:58.192+02:00</updated><title type='text'>45 Dakika</title><content type='html'>&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bu kadarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ne bir damla fazla, ne bir damla eksik. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Olduğu kadarız.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bir nefesin alıp verimi kadar kısa olan hayatımda hiçbir insan oğluna böyle hayran olmamış ben, soluk soluğa yaşadığı hayatında benim bütün her şeyimi 45 dakikaya sığdırmaya çalışan o. Göze batan bir saçmalık yok mu burada? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ya da içe batan? Yok değil mi, &lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;ben de öyle düşünmüştüm. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;O kadar düşünmüştüm ki o gün, hiç gelmeyecek sandım. Geldi. Ve o kadar düşlemiştim o ki o gece, o kadar çok düş vardı ki karşısında oturan. &lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bir bardak su eşliğinde içti, bitirdi hepsini. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Yan yanayken o gece, o burnumun dibindeyken, düşündüm. Bu adam benim olsa, &lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;her şeyi benim, her şeyim onun.&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt; Ama tuzaklar kurmadan, kuru sevişmelere fırsat tanımadan. Fizik işi değil, duygu işi olsa. Mantıklı yaşayıp deliler gibi konuşsak, deliler gibi... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Yaşlı bir adamdan onunla aynı hızda koşmasını bekleyen yeni yetme bir kız çocuğu gibiyim. Doymuşluğunu, yorulmuşluğunu, kısa kesme beklentilerini unutuyorum. &lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Avuçlarındaki şefkatin yerini hazza bıraktığını da. &lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kafasında mavi değil gri düşüncelerin olduğunu da... Ama onu unutmuyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Rüyalarıma giriyor. Uyutmuyor, uyuyamıyorum. Kafamın içindeki cam kırıkları gibi, kımıldasam batıyor. Çok düşünsem kanıyorum. Kanıyorum ona. Kana doymuş bir adam oysaki, temiz işler artık onun istediği. Korkunç bir ritüel bu. &lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Komik olmayan bir ortaoyunu. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Üstü kapalı cümlelerle anlattığım zırvalıklardan sıkıldım. Burnumun dibindeyken, dilimin ucundayken neredeyse... Düşündüm de...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Böyle "uzak" oldukça, böyle "zamansız"...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hiç birşey olamayız biz. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kısa, basit, can sıkan bir iç geçirmeden başka.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hiç birşey.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;yazarken: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=TE1rcGk4NvU&amp;amp;feature=related"&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=TE1rcGk4NvU&amp;amp;feature=related&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2084572286085227338?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2084572286085227338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/45-dakika.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2084572286085227338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2084572286085227338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/45-dakika.html' title='45 Dakika'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1445665722023154192</id><published>2011-02-01T02:45:00.000+02:00</published><updated>2011-02-01T02:45:42.434+02:00</updated><title type='text'>Asma Akıl</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Dere tepe düz gidiyorum sana, kusura bakma. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Ağzımdan çıkanı kulağım duymuyor, çıldırıyorum. Nasıl kudurmuş bir sensizlikse bu , kendi derimi ellerimle parçalayasım geliyor. Buraya dokundu, buraya.. Buraya da! Kopar, kopar, kopar! &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Kesiyorum saçlarımın her telini,&lt;b&gt; aklımı asacağım onlarla. &lt;/b&gt;Ucu ucuna yetiştirip her şeyi, biraz da yerden yüksek bir buluta bağlayacağım bir tarafını, sonra üzerine doğru uçacağım. &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Senin bu soğuk nefretin aklımın sınırlarını kaldırdı artık, dayanamıyorum. İçinde olgunlaştırdığın her ne ise, beni her geçen gün, her geçen dakika kemiriyor, bitiriyor. &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Delirmenin de ayağa düştüğü bir devir&lt;/b&gt;de, ellerimde saçlarım, yarım yamalak cümlelere cesaret vermeye çalışıyorum. Aklımın nerede olduğunu bilmeden, akıl oyunları yapıyorum üstelik...&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;Kanata kanata sevişmek, sevmek varken seni hangi cehennemdesin, bilmiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;İşin aslı bilsem de anlamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;....&lt;br /&gt;şuraya da dokundu, &lt;br /&gt;şu-ra-ya!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;yazarken: Comma-Sen&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1445665722023154192?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1445665722023154192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/asma-akl.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1445665722023154192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1445665722023154192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/02/asma-akl.html' title='Asma Akıl'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8378985684892418613</id><published>2011-01-24T01:59:00.002+02:00</published><updated>2011-01-24T21:28:50.697+02:00</updated><title type='text'>Eskiz</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Yalan attım. İstediğim, bahsettiğim değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinden çok dışını merak ediyorum aslında. İşin içine içini kattığımda &lt;b&gt;"seni kavramak"&lt;/b&gt; daha kolay olabilir. Yalandan bir sis perdesi çektiğimde ve biraz da acı, biraz gözyaşı kattığımda fiziksellikten kurtulabiliceğimi düşünüyorum. Mümkün olamaz mı, olabilir. &lt;br /&gt;Yutamadığın ilacı iki parçaya ayırmak gibi bir şey bu. Kendimi boğazımdan geçenin aynı tadı vermeyeceğine inandırdığım bir akıl oyunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni sevip sevmemen, benim için ölüp ölmemen umurumda değil,&lt;b&gt; ben arzuladığıma bakarım&lt;/b&gt;. Uyandığımda yanımda ol istemem, sıkılırım. Kızarım. &lt;b&gt;"Ne işi var bu derece yabancı birinin yatağımda?"&lt;/b&gt; Lütfen, benden uzakta uyu. Rüyalarını merak etmek istemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tenimin kıvrımlarında gezeceğin kısa soluklu zamanlar beni ilgilendiren. Cebimi bunlarla doldurmayı düşünüyorum, alabildiğince..&lt;b&gt; Olabildiğince..&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gecenin kaç parçaya bölünebileceğini anlat.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bana dünyanın içinde yüzen cenneti anlat. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bana içimde yatan kadını anlat. &lt;br /&gt;Anlat, durmadan.. Durmadan... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baksana...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yalan söylüyorum.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Lütfen git buradan.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Deliriyorum.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;yazarken: Puscifer-Pray&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8378985684892418613?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8378985684892418613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/eskiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8378985684892418613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8378985684892418613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/eskiz.html' title='Eskiz'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2944204774302056805</id><published>2011-01-11T04:44:00.000+02:00</published><updated>2011-01-11T04:44:50.622+02:00</updated><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;b style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Çok özledim sizi. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bazen dayanamayacağım şeyler oluyor bu hayatta ve siz benimle ayrı yollardasınız. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Yanımda olmanızı diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;V. ve O.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2944204774302056805?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2944204774302056805/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2944204774302056805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2944204774302056805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/blog-post.html' title='...'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4307702292762963220</id><published>2011-01-10T05:03:00.001+02:00</published><updated>2011-01-10T05:07:27.425+02:00</updated><title type='text'>Bir İçim'lik</title><content type='html'>&lt;b style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Benim merak ettiğim, benim içimdeyken değil, senin içindeyken nasıl olacağı... &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ben de memnun değilim anlayacağın geceleri kıvranmaktan. Üstelik bu kadar tehlikeliyken oyunlar ve sevişmekten başka ümit kalmamışken... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ve sen bu kadar yakın ve o kadar uzakken...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Aniden karşılaştığımda bakışlarınla...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tükürdüğümü de yalamışken...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Yani kolay değil, anlıyor musun?&lt;/b&gt; Güneşli güne çıkılamayacak birinden ışıklı günler beklemek... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Anlamıyorsun değil mi... Saçma sapan sen'lerle dolu beynim, tanrım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tek istediğim, kısa metraj bir filmin iki basit oyuncusundan biri olmamak. Benim aklımdaki daha dokunaklı, daha okunaklı... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kısacası canım; &lt;b&gt;"ben sana aşığım, unutma olur mu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;yazarken: Duffy-Smoke Without Fire &lt;br /&gt;"Baby, baby.. You are a liar..."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4307702292762963220?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4307702292762963220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/bir-icimlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4307702292762963220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4307702292762963220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2011/01/bir-icimlik.html' title='Bir İçim&apos;lik'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6221254388676148002</id><published>2010-12-11T21:00:00.000+02:00</published><updated>2010-12-11T21:00:37.983+02:00</updated><title type='text'>Korku</title><content type='html'>&lt;b style="color: black; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Susmaktan korkuyorum. Her sustuğumda dilimin ucundan dökülmenden korkuyorum. Her baktığımda seni görmekten, her nefes aldığımda yüzüme çarpan kokundan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penceremi açmaktan da, ışıktan da... Korkuyorum. Güneşle beraber gelip oturuyorsun çünkü yatağımın ucuna. Siniyorsun çarşafların kıvrımlarına. Tenimin seninle uyumasından korkuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin tekrar var olabilme, tekrar aklımın her köşesini kemirebilme ihtimalinden deli gibi korkuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstersen öl, istersen yaşa. Ama benim hayatımda var olma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Git buradan, defol.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6221254388676148002?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6221254388676148002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/12/korku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6221254388676148002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6221254388676148002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/12/korku.html' title='Korku'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5774391471515928323</id><published>2010-11-25T16:48:00.002+02:00</published><updated>2010-11-25T17:02:56.754+02:00</updated><title type='text'>Son</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_v8I1b0OVx_o/TO52jYFqJZI/AAAAAAAAADg/IuTk6I5Tofc/s1600/a.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="168" src="http://4.bp.blogspot.com/_v8I1b0OVx_o/TO52jYFqJZI/AAAAAAAAADg/IuTk6I5Tofc/s200/a.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;O.'a&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüyorum.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hayatımdaki her şeyin akıl almaz hızda yer değiştirmesine katlanamayan ben, artık , tam da şimdi, sonunda; ölüyorum. &lt;br /&gt;Hoşça kal.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Teninin ısıtmadığı bir yatağın anlamsızlığını, gereksizliğini, sızısını sana anlatamamanın, inandıramamanın verdiği öfke dayanılmaz. Dayanamıyorum. Yeni yetme bi kadın gibi, babasız bir çocuk ya da... Ya da sen ne dersen, ne demek istersen, nasıl düşünmek istersen öyle.&lt;b&gt; Bu şey sen nasıl istersen öyle. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ben büyüdükçe, hangi şehre gidersem gideyim ve hangi yatakta yatarsam yatayım o da benimle büyüyor, geliyor, yatıyor uyuyor yanıbaşımda. Senin yanında kim var peki? Ne var? Elinde ne kaldı? &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Yani ne kadar yaşayabiliriz ki daha fazla?&lt;/b&gt; On yıl, yirmi? Otuz? Sensiz daha ne kadar yaşayabilirim sanıyorsun? &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Arabesk bir aşktan bahsetmıyorum sana&lt;/b&gt;, her köşe başında görebileceğin öpüşen çifte kumrularınki gibi değil. Sadece yatağın bağladığı tutkular gibi değil. Romanların süslü sahneleri gibi değil. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Fazla gerçek bu. Sen, ben, yıllar. Şarkılar, geceler, gündüzler. Beraber ağladığımız iskele, Hisar'ın üstünde duman altı olduğumuz oda, sarhoş olduğumuz gülüp durduğumuz bar... &lt;b&gt;Hepsi. Bunlar gerçek.&lt;/b&gt; Ve şimdi sen bu gerçekliği, göğsümün orta yerinden kanırta kanırta koparıyorsun. Ellerin, üstün başın kan oluyor üstelik.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;1,65lik bir vücuda ne kadar anı yüklenebilirse, ne kadar acı, ne kadar tutku, ne kadar tahammülsüzlük... Hepsini yükledin. Uzun, upuzun yıllar boyunca. Şimdi her şeyin bilincine varacak yaşa gelmişken, tam da sınırlarımızı kaldırıp geniş bir alan yaratabilecekken birbirimize aptal bir inatçılık, gereksiz bir kararlılıkla bıçak gibi kökünden kesmeye kalkıyorsun.&lt;b&gt; Hayır, yapma. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;İki hırçın çocuk olarak başladık biz... Neden büyürken her şeyiyle yanımda olan adam, yaşlanırken yanımda yok? &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Nerde olursan ol, kiminle nasıl olursan... Lütfen, bir şekilde... Ulaş, gel, koş, bir şey yap. Seni gözümün önüne alıp, herkesi sana benzetip, gerçeklikten kopabilecek bir zamandayım. Ve bu da çok acıtan bir gerçek. &lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ama inanmayan birini inanmaya zorlamak... Bunun tarifsiz imkansızlığı daha gerçek, daha canlı. Bu yüzden diyorum ya; &lt;b&gt;hayatımdaki her şeyin akıl almaz hızda yer değiştirmesine katlanamayan ben, artık , tam da şimdi, sonunda; ölüyorum. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hoşça kal.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;yazarken: Teoman-Kim&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5774391471515928323?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5774391471515928323/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/11/son.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5774391471515928323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5774391471515928323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/11/son.html' title='Son'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v8I1b0OVx_o/TO52jYFqJZI/AAAAAAAAADg/IuTk6I5Tofc/s72-c/a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-820529545808172170</id><published>2010-09-07T03:57:00.000+03:00</published><updated>2010-09-07T03:57:12.525+03:00</updated><title type='text'>Uyku Hali</title><content type='html'>&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Toplamı iki elimi bir iki parmakçık daha geçen hayatın boyunca sana atılan adımlardan, peşinde ayılıp bayılmalardan pek memnun olmuş görüyorum seni. &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Var mı bunun sonu, ötesi, berisi? &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Var mı farkında olma yetin? &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Var mı egonu alt edicek bir becerin? &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ben cevap veririm, sen uyu. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Lütfen rahatsız olma, yani öyle güzel uyuyorsun ki esasında, sen uyurken canım, gemiler geçiyor. Ne diyorsun, denizler bile kuruyor. Görmüyorsun ama bulutlar geliyor. Yani yakındır, o inanılmaz kalın zırhınla çevrelediğin egodan yatağında boğulman.&lt;b&gt; Sular altında kalacaksın. &lt;/b&gt;Yavaş yavaş gömüleceksin kendine. Şimdi sağına soluna dön, iyice yerleş, kendini iyice benimse... &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Sondan bir önceki masalım bu sana... Gerçekleri rüyalarına sokmak istemezdim ama... &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;O karınca adımlarını dev ayaklardan çıkmışçasına görmen tam bir çılgınlık. Nasıl oluyor da seninkiler tapılacak denli kutsal benimkiler sokaktan geçen herhangi biri ölçüsünde olabiliyor? Bu masal canım, tatsız olmaya başlıyor. Uyan artık ne olur. Dilimden döküleceklerden sorumlu olamamaktan korkuyorum. Seni uyandırmadan terk etmekten korkuyorum. Senin her yanında kendi heykelini diktiğin bu küçük krallıktan kaçmaya yelteniyorum bu sıralar. Çünkü senin bu kendine tapınmaların sırasında kurban edilmekten sıkıldım. &lt;b&gt;Senin herkesten gizli daldığın rüyalarında yalnızca hayal ürünü olmaktan canım, çok sıkıldım.&lt;/b&gt; Daraldım. Bunaldım. &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Sen uyurken, geçen günlerden birinde, ben uyanıverdim. Her şeyi bırakıp giderken bir de krallığını ayağının altından çekmeye karar verdim. Kendi kendine diktiğin heykellerin, suskunluğunun üzerine düşüp birer birer parçalandığında beni hatırlaman dileğiyle... &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hayat çok garip değil mi, masallar falan...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;yazarken: Archive - Fuck U&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;br style="color: black;" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-820529545808172170?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/820529545808172170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/09/uyku-hali.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/820529545808172170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/820529545808172170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/09/uyku-hali.html' title='Uyku Hali'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1624769919660836309</id><published>2010-08-21T02:39:00.002+03:00</published><updated>2010-08-21T02:50:16.692+03:00</updated><title type='text'>Overdose</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tanrım, toparlayamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ne aklımı, ne fikrimi, ne kendimi.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Heran vitesi boşa alıp yokuştan aşağı bırakacak gibiyim kendimi. Heran yapabilirim bunu.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;i&gt;Heran küçük dozlarda ölebilirim.&lt;/i&gt; Yavaş yavaş çekip burnumdan beyaz palavraları, başımın dönmesine bile vakit bulamadan hem de, kimseye de haber vermeden üstelik, yazıların bir köşesinde ölebilirim.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ya da damarıma damarıma sokup gerçeğin ucunu, kanım karışamadan daha silindirin içine, öyle hızlı yani. &lt;i&gt;Hızlı hızlı ölebilirim bu aralar. &lt;/i&gt;Hiç kimse anlamadan, hiç fark ettirmeden, güle oynaya.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kimi zaman tırnaklarımı kafamın içine batırıp koparıp alasım geliyor düşüncelerimi. Sonra hepsini saksılara ekip pencere kenarında yetiştireyim diyorum. Her tarafımı kemiren bu etobur hayattan bitkisel bir hayata geçeyim, bi iki yaprağım olsun arada bir döküleyim diyorum. &lt;i&gt;Arada bir açayım, renklerim olsun, köküm olsun. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ama içimdeki boşluk büyüdükçe ne köklü bir geçmiş kalıyor aklımda ne de renkli bir gelecek. Boşluk can sıktıkça ölme dozu artıyor kaldırma kuvvetimin. Fizik kurallarına aykırı bir hayat yaşıyorum şu ara. &lt;i&gt;Kaldırma kuvvetim sizlere ömür.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tanrım, toparlayamıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tadım tuzum kalmadı artık.&lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bozuluyorum. &lt;/span&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bana yaptığın şu saçmalıklara bozuluyorum Tanrım, ve baban gelse affetmem seni. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;i&gt;&lt;br style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;" /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;yazarken: Göksel|Kurşuni Renkler&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1624769919660836309?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1624769919660836309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/overdose.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1624769919660836309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1624769919660836309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/overdose.html' title='Overdose'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5837333792340024087</id><published>2010-08-14T22:41:00.001+03:00</published><updated>2010-08-14T22:41:46.028+03:00</updated><title type='text'>Günlük/Af</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Anlamıyorsun, affedemem. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Düşündükçe beynimin bi tarafı eziliyor gibi. Tanrım, içim eziliyor resmen. Yaptıklarını hatırladıkça, beni mecbur ettiği şeyleri. Hayatımı mahvettikleri zamanı, beni ittikleri saçmalıkları. Elimde olsa silerim hepsini. Paramparça ederim, yeter ki gözüm görmesin. Ama görüyorum, tam karşımda. Dolanıyor, yaşıyor. Tanrım, gülüyor hala. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yapıyor bunu? Sen nasıl izin veriyorsun tüm bunlara? &lt;br /&gt;Asla affetmeyeceğim bu yüzden. Seni de , onu da. Tüm bu yaşananların bana ne kadar ağır geldiğini anlayamazsın. Düşündüğün kadar, gördüğün kadar güçlü değilim. Biriktikçe içimde bunlar, yaşayamıyorum. Gülemiyorum, eğlenemiyorum. Ama sen suyun yüzeyini gördüğünden hep, derine inmekten hep korktuğundan havuzun dibindeki beni seçemedin. Öylece yatıyorum gör artık! Tanrım, gör artık beni, ölüyorum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazmedemiyorum, anlasana. Çok karanlık günlerdi, o gülüp eğlenirken, devam ederken kaldığı yerden mahvetmeye ben çok karanlık günler geçirdim. Asla öğrenmeyeceksin, asla bilmeyeceksin. Kimse bilmeyecek. Ama birazcık anla artık ne olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimden başka birine ihtiyaç duyuyorsam şuan, bunun tamamı senin suçun. Eriyorsam yavaş yavaş, artık tanımıyorsan suratımı, bildiğin kişi değilsem, tüm bu kokuşmuşluğun suçlusu sensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Çok zor günler bunlar, anla artık, nolur. &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5837333792340024087?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5837333792340024087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/gunlukaf.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5837333792340024087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5837333792340024087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/gunlukaf.html' title='Günlük/Af'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-981799276471790009</id><published>2010-08-12T03:51:00.002+03:00</published><updated>2010-08-12T04:28:14.631+03:00</updated><title type='text'>Kabul</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;Tamam, kabul. &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Bana yalanlar söyle. &lt;br /&gt;Hatta söylemekle kalma, çal. Notalarını da karıştır bu işe. Kendinden birşeyler kat, sesinden falan. &lt;i&gt;Ben kanarım, sen çal söyle.&lt;/i&gt; Ben inanırım, sen kandır beni. Öyle pamuk ipliğindeyken bütün mesele hokkabaz edasıyla yürü sen üzerinde. Sarsmayacağım, koparmayacağım. Aksine inanacağım hiçbir zaman yere düşmeyeceğine. &lt;i&gt;Söz sana, gözümde hiç düşmeyeceksin. &lt;/i&gt;Sen yeter ki kandır beni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediklerimi yapıyor-muş, söylediklerimi dinliyor-muş, beni seviyor-muş gibi davran, nolur. Muş gibi yapmana da izin var, ona da inanacağım. Hiç şüphelenmeyeceğim senden. Şüphe ediyor-muş gibi olmayacağım. Gibi gibi yaşayalım her şeyi. &lt;i&gt;Gerçekle düş arasında, mış gibi...&lt;/i&gt; Yaşıyor-muş, seviyor, sevişiyor-muş gibi ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalanlarını, muş gibi yapmalarını, her şeyi kabul ettim gitti. Kurduğum bütün kuleleri başıma yıksa da gerçek tarafı işin, yeniden yapabilirim hepsini. Aklından geçen her şeyi yeniden inşa etmeye de kabul. Tüm bu gölge oyunlarına bir çocuk gibi kanacağım, söz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kabul edemediğim şey canım, neden, &lt;i&gt;neden böyle? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazarken: Vega-Tadın Kaldı&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-981799276471790009?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/981799276471790009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/kabul.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/981799276471790009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/981799276471790009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/08/kabul.html' title='Kabul'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8670757170237079676</id><published>2010-07-07T22:58:00.001+03:00</published><updated>2010-07-07T22:59:17.782+03:00</updated><title type='text'>Her Şey Yolunda Mı?</title><content type='html'>&lt;b style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Keşke burada olsan. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Öyle saçmalıyor ki günler, saatler. Yani doğruyu göstermek zorunda değil hiçbiri, anlatamıyorum. Kandıramıyorum onları. Geriye doğru gitse her şey, günler, saatler, zaman geri geri aksa. Çünkü boğuyor beni yeni gelen gün, yeni saat, yeni dakika. Kafamın içinde biran durduruyorum tüm koşuşturanları, ama sanki beynimde zıplıyorlar, baskı yapıyorlar üzerimde. Tüm bu deliliklere rağmen yine de ağlamıyorum bak. Öyle güçlü oldum ki ben, vursan kırsan döksen yıkılmam. Düşün, o derece sağlamım artık. İçten içe çürümekten korkuyorum sadece. Birden içten yıkılmak. &lt;b&gt;Çok içliyim bu aralar, çürüyor muyum acaba? &lt;/b&gt;Bilemiyorum... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bilemiyorum... Hayır, kafam yerinde değil ama keşke burada olsan. Bunu düşünebiliyorum halen. Burada olsan ben sana baksam, yani konuşma istersen. Ama çok bulanık her şey bugünlerde, sen bari apaçık olsan. Bunu diliyorum sadece, ama tanrıyla anlaşmam da geçiciymiş sanırım. Vadeli, taksitli şeylerden oluşuyor hayatım, evet. Bak bunu da anladım bugünlerde. Hiçbir şey tam değil, sevgilerim, aşklarım, sevişmelerim bile aylara yıllara bölünmüş. Hepsini parça parça yaşamak zorundayım. Üstelik hiçbiri eve teslim değil. &lt;b&gt;Geldiklerinde taşınmış olmak bütün endişem.&lt;/b&gt; Yoksa bildiği gibi , bildiği zamanda gelsin her şey. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani burada olsan sen şimdi... Çaydanlık buharı gibi çarpıyor rüzgar burada, o denli sıcak yani. Ama arınıyorum bir yerde, bütün gözeneklerim çarpan rüzgarla bir bir boşalıyor. Boşalan yerleri dolduramıyorum ama. Sende de öyle mi? Boşalan yerlere koyabiliyor musun yeni şeyleri? &lt;b&gt;Sanki eksiliyorum her rüzgarda.&lt;/b&gt; Anlaşamıyorum onunla da, bugünlerde bunu da anladım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada olsaydın, yanıma otursaydın anlatırdım sana onu. Ondan vazgeçemediğim için yerine oldurmaya çalıştıklarımı. Çalıştıkça daha da mahvettiğimi. Onu silicem diye her şeye bodoslama daldığımı. Martı kadar olamıyorum bugünlerde, çakılı kalıyorum denize. Kanadım mı eksik yoksa gagam mı bilemiyorum. Yani insanım ben, bir küçük insan. Çok şey yaşamış ama martı kadar olamamış bir küçük insancık. O da öyle esasında. Kocaman gövdesinde bir küçük insan. &lt;b&gt;Ama martıdan bile büyük gözümde.&lt;/b&gt; Ondan bile daha yumuşak, daha cesaretli. Gözüm derken, gözüm ne renkti benim? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada olsaydın rengimi söylerdin. Ben bugünlerde çok renk kaybediyorum sanırım. Yatağım mavi mavi, uyurken bütün rüyalarım akıyor, gidiyor anlaşılan. Ve yer yer siyahlıklar var yastığımda. Koparılmış yabani otlar gibi, yani saçım da renk kaybediyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;b&gt;Renklerimi geri verebileceğini umuyorum oysa ben..&lt;/b&gt; Yani ah burada olsan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beynimin içinde zıplıyor yine birşeyler. Nasıl ağrılı bu ritüel, anlatamam. Burada olsan kurtarabilirdin diye umuyorum oysa ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unut tüm bunları, ben aslında diyecektim ki... &lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Nasılsın canım? Her şey yolunda mı, iyi misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;yazarken: Anathema|One Last Goodbye&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8670757170237079676?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8670757170237079676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/her-sey-yolunda-m.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8670757170237079676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8670757170237079676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/her-sey-yolunda-m.html' title='Her Şey Yolunda Mı?'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6424237168659470500</id><published>2010-07-07T03:31:00.001+03:00</published><updated>2010-07-07T03:32:15.581+03:00</updated><title type='text'>Renksizlik</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Biliyorum, biliyorum küçük bir iç sıkıntısından öte gidemeyeceğini...&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Güzel geçirilen birkaç zaman olabilirsin ancak.&lt;/b&gt; Beraber uyanabilmekten bile şüpheliyim birlikte daldığımız geceden. Ani uçurumların beni paramparça edecek gibi. Ama yine de hakkını vermeliyim. Her şeyin açık, apaçık bir adamsın. Uçurumun da burada, kucağın da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim tüm bu çıplak gerçekliklere karşı son hızla koşuyorum sana doğru. Sözü edilemeyecek ihtimalleri düşünüyorum, düşürüyorum koşarken birçoğunu. Gecenin bir vakti olmayacak birkaç lafına tav oluyorum hiç adamı olmayacağını bile bile. &lt;b&gt;Ama öyle güzel ki seninle oynamak. &lt;/b&gt;Gölgeleri yakalamak gibi. Ya da gördüğün ama anlayamadıklarına birşeyler uydurmak gibi. Söylediğin her şeye bir kılıf uyduruyorum, hepsi üzerime tam oluyor. İçime oturuyor hepsi sabaha karşı. Sabaha karşı içimi soyunuyorum sana. &lt;b&gt;Çıplaklık ne harika, bak.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biliyorum kısa bir iç geçiriş, kısıtlı bir zamandan çok da fazla birşey olamayacağını. &lt;b&gt;Yani güneşli güne çıkılmaz seninle, anlıyor musun?&lt;/b&gt; Zamanın yoktur, bahanen çoktur. Öyledir. Görebiliyorum gözümle biraz sonrasını. Yine de zamanım uzun, yıllarım çok. Büyük bir ustalıkla taşıyabilirim sunduğun her şeyi. Yani meydan okuyorum bütün bahanelerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, siyah ve beyazdan öteye gidilmez seninle. Ama sevebilirim renksizliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızla ilerliyorum, bak. Düşeceğim gibi ya da uzanacağım şöyle bi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;yazarken: Pearl Jam|Black&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6424237168659470500?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6424237168659470500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/renksizlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6424237168659470500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6424237168659470500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/renksizlik.html' title='Renksizlik'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3074297330216280115</id><published>2010-07-03T13:08:00.000+03:00</published><updated>2010-07-03T13:08:05.370+03:00</updated><title type='text'>Yitik</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Zamanın elinden düştüğünü görür gibiyim.&lt;/b&gt; Anılar pencere kenarında kırıntı, kuşlara yem olduk. Sokaklardan gölgemiz bile çekti elini eteğini. &lt;b&gt;İki farklı köşeye yuvarlanan aynı zarlar gibi... &lt;/b&gt;Yuvarlandık komşu şehirlerin birbirine bitişmeyen duvar diplerine. Yüzümüz farklı denizlere dönük, sesimiz başkalarına tanıdık. Ve tenlerimizi başkalarıyla paylaştık. Uyuduk, uyandık. Yandık biraz, biraz söndük. Kül olduk, savrulduk. Yeniden diyemeyeceğimiz, yeniden isteyemeyeceğimiz kadar savrulduk hem de. Üstelik vurulduk. Ayrı zamanlarda ayrı vücutlara. &lt;br /&gt;Ama bitti. &lt;br /&gt;Düşle kabus arasında gezindiğimiz her gün, çöpe giden takvim yaprağından başka birşey değil artık. Sonunda çöp olduk. Yazılan, söylenen herşeyin olduğu gibi. Dilimin ucunda cam kırıkları, başımı senden güçlü omza yaslarken ben, gülüyorum gözümden sızanlarla sana. Keşkelerimi saklıyorum bu kez, ihtimaller cam kırıklarından delik deşik. &lt;b&gt;Ve sen; yitik kahraman, uyan artık biz bittik.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı yenilgine aptalca bahaneler uydururken sen, düşünüyorum: &lt;b&gt;Nasıl aptalsın oğlum nasıl!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B.'a&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaeli|Gece ??:??                &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3074297330216280115?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3074297330216280115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/yitik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3074297330216280115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3074297330216280115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/yitik.html' title='Yitik'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3717115753418517533</id><published>2010-07-03T13:05:00.003+03:00</published><updated>2010-07-03T13:06:11.954+03:00</updated><title type='text'>Senin!</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Senin yüzünden.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Herşey, bu yokluk, bu yarım kalanlar, tüm bu işkence.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Sallanan bir masada düzgün bir hayat yazmaya çalışıyorum halbuki temiz bir kağıda. Her hareketimde karalanıyor. Her harfin ucu silik, her cümle devrik. Çiziliyor iyiliklerin üstü. Yamuluyor birşeyler. Birşeyler düzgün gitmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Senin yüzünden. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kırılmış bir aynada yüzümü toplamaya uğraşıyorum. Gözüm, kaşım, dudağım yerde tuzla buz. Olmuyor, kopan hiçbir şey birleşmiyor bu odada. Hiçbir gün bütün bir yüzle bakamıyorum onlara. Hep saçma sapan bir yarım kalmışlık, ucu kırılmış bir gülümseme. Tüm sunabildiğim bu onlara, aynada parçalanmış bir yüz. Hepsi bu. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ama bıktım bugün. Bugün düzgün bir hayat yazmaktan, yüzümü toplamaya çalışmaktan, tüm bu eskimiş, kokuşmuş uğraşılardan sıkıldım. Yapmak istediğim bu değil, sunmak istediğim. İstediğim orada öylece bana bakıp, sonra içinde delirmen değil. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Senin yüzünden.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Tüm bu yokluk, herşey senin. &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;19:04 Kocaeli&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Vega-Tadın Kaldı&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3717115753418517533?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3717115753418517533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/senin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3717115753418517533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3717115753418517533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/senin.html' title='Senin!'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5841941713944228250</id><published>2010-07-03T13:04:00.000+03:00</published><updated>2010-07-03T13:04:29.912+03:00</updated><title type='text'>Öldür Beni</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;"Tek bir oyun, sonra kalkıp gidersin.&lt;br /&gt;Sen her zaman risk almayı seversin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldür beni.&lt;br /&gt;Hiç düşünmeden. &lt;br /&gt;Bütün nefretinle, bütün kızgınlığınla. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Önce sesimi öldür mesela.&lt;/b&gt; Şarkıları al, göm toprağa. Numaraları sil, telefonları parçala.&lt;br /&gt;Andıran her şeyi, günü, geceyi hepsini öldür.&lt;br /&gt;Sonra dön, ellerimi tut. Onları da öldür.&lt;br /&gt;Hiçbir zaman dokunmadığın, ve artık dokunamayacağın ellerimi üzerinden çek ve öldür.&lt;br /&gt;Bir araya gelmemeleri için minik parçalara böl ellerimi-zi.&lt;br /&gt;Sıradaki parçamı düşün sonra.&lt;br /&gt;Gözlerim sana bakıyor olacak o an. Korkusuz, meydan okurcasına. Alaycı biraz, biraz umursamaz.&lt;br /&gt;Kız, delir. Tek bir hareketle onları da al. Nereye istersen oraya at, nereden görünmüyorsan oraya.&lt;br /&gt;Öldür böylece onları da.&lt;br /&gt;Aklımla kalbimi aynı anda öldürmelisin. Yoksa her şey yarım kalabilir. &lt;br /&gt;Onları karşı karşıya getirdiğinde, öldürmek için başka bir şeye ihtiyacın olmayacak. &lt;br /&gt;Birbirlerini öldürecek kadar, senin kadar nefret ediyorlar nitekim.&lt;br /&gt;Bedenim sonra, gözümden, sesimden, aklımdan, kalbimden geriye kalan her şey. &lt;br /&gt;Biliyorum, hırsla onu da öldüreceksin. Sana ait olan herşeyi öldürdüğün gibi.&lt;br /&gt;Kes, parçala, al, sakla. İlk ve son kez dokun. Sonra öldür. Kurtul.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tüm bu yeryüzünden silme çaban bedenimle son bulmayacak ama bil.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mesela Galata'yı da öldürmelisin karşısına dikilip. &lt;br /&gt;Beyoğlu'nu da sinsice, kalabalığa karışıp...  &lt;br /&gt;Kişisel katliamın bittiğinde düşün, eksik nerede?&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Eksik sende, her şeyden kurtulman için eksik sensin.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Son kez öp kendini, kokla, sarıl. Gül, ağla, eğlen falan filan...&lt;br /&gt;Sevdiğin her şeyi son kez yap. &lt;br /&gt;Sonra, çok sevdiğim hırçın başına daya tabancayı, vur beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bak.&lt;br /&gt;Öldürdün beni.&lt;br /&gt;Hem de hiç düşünmeden.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaeli&lt;br /&gt;10.05.10&lt;br /&gt;Redd-Her Neyse&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5841941713944228250?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5841941713944228250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/oldur-beni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5841941713944228250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5841941713944228250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/07/oldur-beni.html' title='Öldür Beni'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2467318312213428548</id><published>2010-01-06T14:31:00.004+02:00</published><updated>2010-01-06T14:41:04.332+02:00</updated><title type='text'>Kıçı Kırık Kral</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;"Seni kırmadığımı düşünmek istiyorum."&lt;br /&gt;Ne basit, ne kırıcı. İnsan düşündü hatta henüz düşünemedi sadece düşünmek istedi diye oldurabilir mi herşeyi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyi kırılmamış gibi yerli yerine koyabilir mi? Oldurabilir tabi. İstemek yeter çağının çocuğudur nitekim. İster de oldurur da, koyar da bir de. İnsana öyle bir koyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap sorulmaz, ayıplanmaz, sebep aranmaz. O yürür, konuşur, atar. İşinin adamıdır görünürde, mekanik sevişmelerden öte gidemez. Soğuktur, kurudur, sığdır, çocuktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi o istedi ya, kırmak olmaz renginde bir horoz şekeri taşırsınız daima sağ cebinizde, solunuzda da yara bantları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırf &lt;em&gt;birileri düşünmek ister belki&lt;/em&gt; diye, dökersiniz taşların birazını.&lt;br /&gt;Malum zaman istemek yeter çağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağa inat eski kafanızla bağırın, çağırın yine de siz en arka koltuktan bu kokuşmuş, masaldan bozma mekanik adama;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Sahnedeki tacından küçük, kıçı kırık kral, seni görüyorum!"&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran Hıncı, Kocaeli&lt;br /&gt;05.01.10 18:45&lt;br /&gt;Antimatter-Mr. White&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2467318312213428548?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2467318312213428548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/kc-krk-kral.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2467318312213428548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2467318312213428548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/kc-krk-kral.html' title='Kıçı Kırık Kral'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6794870481596383649</id><published>2010-01-06T14:28:00.000+02:00</published><updated>2010-01-06T14:30:29.178+02:00</updated><title type='text'>Gece, Düşünce Balonları</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;Konuştuklarınızın karşı taraf üzerindeki etkisini düşünmekten bir hal olduğunuzda, bırakınız inceldiği yerden kopsun. Sizin de lafınız, kurulu birkaç cümleniz, belki hoş bir gülümsemeniz var efendim. Ve 20 yaşınıza sığdırdığınız ufak tefek, hatta minik sayılabilecek anılarınız. Var bunlar, görünüz.&lt;br /&gt;Onunkiler karşısında benimkiler masal yahu mu dediniz? Ayıp ettiniz efendim çok ayıp ettiniz. Anılar karakterin ana parçalarıdır oysaki. Biri saklansa yapboz eksik olur. Sizden oluşan bir portrede gözlerinizin eksik olduğu düşünün bir kez. Mümkün mü? Asla, öyleyse nedir bu çocukluk? Elinizdekileri dökmeden oyun oynayamazsınız.&lt;br /&gt;Küçücük ellerinizi yüzünüze perde ettiğiniz görüyorum. Yakıştıramadım hiç. Açınız ellerinizi, bakınız. İnsanları gözlemlemeden de gelişigüzel, utanmadan, sıkılmadan, çok ince düşünmeden konuşmaya bakın. Bir bardak kahve gibi şimdiki ilişkiler, cadde başında başlayıp siz alışana kadar cadde sonunda biten birkaç kaldırımlık yağmurlar gibi ya da... Siz ince düşünüp konuşana dek bitiveriyor. Bu yüzden bırakın çocukluğu, ölçüp biçmeyi.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Velhasıl, kim başarabilmiş ki şu zamanda tam da üzerine biçilmiş kaftanı giyebilmeyi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.01.10 Kocaeli&lt;br /&gt;Bassment-In My Sleeping&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6794870481596383649?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6794870481596383649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/gece-dusunce-balonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6794870481596383649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6794870481596383649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/gece-dusunce-balonlar.html' title='Gece, Düşünce Balonları'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-309987081176560325</id><published>2010-01-06T14:25:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T14:28:21.571+02:00</updated><title type='text'>tam anlamıyla tutulmak</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;Sabaha karşı tutulmak.&lt;br /&gt;Hiç yeri, hiç zamanı değilken, hiç adamı olamayacakken gidip iki lafına tav olmak.&lt;br /&gt;Hiç büyümüş adam oyunu değil bunlar, çok şekerli çok parlak çok geçici.&lt;br /&gt;Gerçekten mi? Gerçekten &lt;em&gt;öyle &lt;/em&gt;mi dersin?&lt;br /&gt;Seversin oyunları bilirim, çok seversin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AntimatterLine Of Fire&lt;br /&gt;"Cut the strings and fly away,&lt;br /&gt;Cut the strings and fly away!"&lt;br /&gt;Çorlu 06:27&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-309987081176560325?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/309987081176560325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/tam-anlamyla-tutulmak.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/309987081176560325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/309987081176560325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/tam-anlamyla-tutulmak.html' title='tam anlamıyla tutulmak'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4033883546467522601</id><published>2010-01-06T14:20:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T14:25:09.776+02:00</updated><title type='text'>Kansız Kadınla Kurdeleli İnsanlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Tüm erdemlerini soyup uzanıyorsun yatağına. Görmediklerin var oysaki. Mesela ağız dolusu küfür edemediğin geceler soğuğa karşı, ya da pat diye konuşamadığın adamlar. Hiç kıpkırmızı bir ruj sürüp de yürüyemediğin caddeler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama erdemlerin var tebrikler. Aklınla beraber bacak arana saklanan erdemler. Kim için, ne için? Erdem bele takılan bir kırmızı kurdeleyle ölçüyorsa senin kanını, kansız ol kızım. Sen kansız ol, onlar bol kurdeleli bol erdemli...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bırak aklındakiler dışına taşıversin. Bırak yatağındaki kırmızılığa değil dudağındakine vurulsunlar. Bırak sen tüm bunları, sen kansız ol; onlar bol kurdeleli.&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Cem AdrianSessizce&lt;br /&gt;Kocaeli 04:14&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4033883546467522601?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4033883546467522601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/kansz-kadnla-kurdeleli-insanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4033883546467522601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4033883546467522601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/kansz-kadnla-kurdeleli-insanlar.html' title='Kansız Kadınla Kurdeleli İnsanlar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1741180501704807970</id><published>2010-01-06T14:12:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T14:20:15.165+02:00</updated><title type='text'>Şehirler ve Adamlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#000000;"&gt;Şehirler ve adamlar.&lt;br /&gt;Hangisinden kaçsan birine tutuluyorsun. Yağmurlu bir şehirden kaçarken baştan aşağı ıslanıyorsun adamın koynunda. Saçlarından, gözlerinden damlacıklar düşüyor, düşüyor... Kaçtığın o kucak seni kendine boğuyor. Kuru bir tende nasıl boğulur insan kendi kendine.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şaşırıyorsun&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;Trenlere tutunup adamlardan kaçıyorsun sonrasında bol yağmurlu şehirlere. Ama kurudun kadın, biliyorsun. Tüm bulutlar gelip otursa da başına yeniden yeşermiyor içinde hiçbir toprak. Koskoca bulut nasıl ıslatmaz insanı deli gibi yağarken?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şaşırıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlar ve şehirler.&lt;br /&gt;Birinden geçsen birinden geçemiyorsun. Köprüler, yollar, duraklar... Her şeyi geçip gitmişken dikiliveriyor adamlar gözünün önüne. Sabahla beraber çekilseler de yolundan gözünün önündeki ışıklı köprü adı gibi boğazına takılıveriyor, yıkılıveriyor boğazında birşeyler... Yıkılan bir köprüden nasıl tekrar geçer insan?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Düşünüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bir gece oturup adamları geçiveriyorsun içinde tek tek gerilmiş iplere. Geçiriveriyorsun suratlarına her şehvetli hallerini. Köprülere paralel sevişmelerini. Kalıveriyorlar öylece. Onlara geçirdiğin her an şehri geçip gitmemen için yeni duvarlar oluyor, örülüyor surlar... Ölüyor suratları. Ölmüş bir çocuk suratını nasıl sever insan?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düşünüyorsun.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamlar, şehirler ve sen.&lt;br /&gt;Sen geçin git kızım, geçip git.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#000000;"&gt;M.&lt;br /&gt;Kocaeli 02:27&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1741180501704807970?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1741180501704807970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/sehirler-ve-adamlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1741180501704807970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1741180501704807970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2010/01/sehirler-ve-adamlar.html' title='Şehirler ve Adamlar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8499503671205768728</id><published>2009-11-06T13:26:00.002+02:00</published><updated>2009-11-06T13:28:22.360+02:00</updated><title type='text'>Masallar Yalan</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pamuklu, prensesli masallar sana göre değil külün kedisi... Senin yerin tozlar, grilikler... Senin kalbin bir ceylanın kalbinden daha değerli değil, anla eşit herşey. Ve her zaman yalan söylecek bir aynan yok, tozun, dumanın, paslı yalnızlığın var. Uyuduğunda başında duracak 7 cüceye de sahip değilsin ama yemezsen fareleri dizebilirsin. Ve şimdi masalların bitti, gece oldu, ateş söndü. Kıvrıl da gir külün koynuna, kendini bul. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kara bir çocuk ol, değiş...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;23.09.09&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8499503671205768728?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8499503671205768728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/masallar-yalan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8499503671205768728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8499503671205768728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/masallar-yalan.html' title='Masallar Yalan'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1757727945814603659</id><published>2009-11-06T12:56:00.003+02:00</published><updated>2009-11-06T13:01:57.996+02:00</updated><title type='text'>Neşter</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Kısacık, nefes nefese küfürler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Biriktirdim hepsini, ağızlarına bir düğüm atıp denize salıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Senin için, benim için, onun için. Onlar için.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Geç kalınmış zamanlar, mekanlar ve insanlar için.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Herşey için ince ince sızıyor içimden küfürler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Bacaklarımdan, gözlerimden, dudaklarımdan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Sızıyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sızıyorsun içime.&lt;/span&gt; Elimi ayağımı tutup, engelleyip evrenimde dönüşümü. Hiç beklenmeyen bir güçle hem de sızıyorsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Ama bunaldım. Aynı fikrin içinde gezinip durmaktan, sebep bulamamaktan. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;&lt;br /&gt;Kal orada. Öyle yorgun... Öyle huzursuz... Öyle. Olduğun gibi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;İsmin kalsın, kokun kalsın.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Tadın kalsın.&lt;/span&gt; Ya içimde ol ya dışımda kal. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Koyu kan tortuları gibi düşüncelerim. Sabah aynada kalıyor bir parça. Bardağın kenarında sonra. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Sonra zamanıma karışıyor damla damla. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sonra elim yüzüm. Sonra sen. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Birden tortulu bir düşünce olup oturuyorsun bir köşeye. Damarlarıma karışıyorsun. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Damarıma basıyorsun ara ara.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt; Bir neşterlik ağırlığın var oysaki. Küçük bir açıklık ve tüm tortulu kanın sızması... Senin içimden defolman yani. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Zamana da bir makas atabilsem. Kessem, biçsem! Birleştirsem sonra yolları, parçaları. Ve sen gelip gözümün önünde oluversen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Yanımda uzanıversen,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; yanımda ölüversen.&lt;/span&gt; Bitiversen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacık, nefes nefese küfürler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;Bir geceden bir sabaha, bir "kadın"dan bir "adam"a. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;                                                                                                                                        "16."&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1757727945814603659?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1757727945814603659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/nester.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1757727945814603659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1757727945814603659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/nester.html' title='Neşter'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3097443299392751765</id><published>2009-11-06T12:50:00.003+02:00</published><updated>2009-11-06T12:56:00.044+02:00</updated><title type='text'>Bey'in Fırtınası</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Çık git aklımdan, hayatımdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Seni görmek, sesini duymak istemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Al yakaladığım anlara yaptığın sihirli dokunuşlarını, yanımda sinirli uzanışlarını ve git. Kaybol!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Yolunu kaybetmiş biri gibi kaybol.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt; Şehir büyük. Ve sen daha çok küçüksün. Yapabilirsin, kaybolabilirsin. Aniden aklına birşey gelmiş gibi, son vapura yetişecekmişsin gibi koş, uzaklaş. Sonra birden adın bile hatırlanmasın. İz bırakma.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Git lütfen. Huzursuzluğunu, huysuzluğunu da al... Aklımda birşeyin kalmasın. Ve lütfen haşarı çocuğunu da uzaklaştır benden. Ses çıkarma hiç. Sesin soluğun duyulmasın. Senle ilgili birşey kalmasın. Çık git aklımdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Ya da dur, bir dakika dur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Aslında severim ben haşarı çocukları. Yorulur insan peşinde onların ama yorulmak... Güzel şey.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Şehir o kadar da büyük değil esasında. Bulunursun hemen. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Bir kere akılda yerini aldın mı nerde görülsen hatırlanırsın.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt; Kokundan, adından, elinden, kolundan... Saklanamazsın işin aslı. Bak, herkesin içinde bir yer huysuzdur esasında. Nereye baktığın önemli yani. Ve baktığını nasıl gördüğün. Bu yüzden huzursuzluğunla huysuzluğunu harmanla sen. Ben bakmıyorum, görmüyorum. Aklımda yerin öyle büyük ki geride birşey bırakmadan gidemezsin sanırım. Kalır mutlaka merdivenlerde sesin, yastıkta kokun... Toparlayamazsın herşeyini, kayar düşer elinden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Sızar, siner kalır aklımın içinde. Ve dokunuşların. Sihirli olanlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Onlar güzeldi. &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Herşeyi gözden geçirdiğimde bir onlar temiz, onlar güzel. Güzel renkler kattın, güzel şeyler yaptın. Aslında sesini de soluğunu da severdim ben. Sakin, yorgun. Yani arada bir telefon et ah, ne bileyim işte şişeye koy yolla mesela. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Deniz aşırı mektuplar gibi. Deniz aşıp gelsin sesin arada, güzel olsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Ama sen yine de çık hayatımdan. Hiç bakma kararsızlığıma. Öldürecek beni birgün biliyorum, aldırma. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Bildiğin kapıyı yeniden tarif etmeden sana, git.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt; Biraz daha kalırsan şayet, biraz daha sürerse bu karar silsilesi olmayacağım ben.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Aklımdakiler hızla büyüyen mikroplar gibi. Ben onlara alışmadan, ben aklımdaki olasılıksız fikirlere iyice bağlanmadan git, çık aklımdan, hayatımdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Ya da diyorum ki... Gitmesen? &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Gitme sen...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                                                 &lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;  "16"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3097443299392751765?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3097443299392751765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/beyin-frtnas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3097443299392751765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3097443299392751765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/beyin-frtnas.html' title='Bey&apos;in Fırtınası'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8598792408723254727</id><published>2009-11-06T12:48:00.001+02:00</published><updated>2009-11-06T12:50:08.340+02:00</updated><title type='text'>Renkler ve Masallar</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Kendi teninin beyazlığına karşıt bir renk arıyor gibisin kadın. Bundan kara bir adama yazıp çizmen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Karışmak istiyorsun.&lt;/span&gt; İçine renkler katmak, beyazlığından kurtulmak. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama görmüyor musun kadın, hala sarhoş olamıyorsun. Hala ayakların yere sımsıkı basıyor ve sınırlar koyuyorsun &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;kelimelerine. Oysa bak sesi ne sakin. Konuş. Aklındaki bütün düşünceleri fondip yap.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Dibini gör. &lt;/span&gt;Dibini göster keli-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;melerinin. Ve boşaldığında için, karışabilmeyi dile ve bekle. Masada öylece bekle...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyorum şimdi seni. Kelimelerinle sevişip yeni masallar doğuruyorsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Renkleri birbirine karıştırabilecek masallar"... &lt;/span&gt;Yapacaklar, biliyorsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve teninin beyazlığına eş kara bir adam arıyorsun kadın. Bundan bütün yazıp yazıp silmen. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8598792408723254727?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8598792408723254727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/renkler-ve-masallar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8598792408723254727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8598792408723254727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/renkler-ve-masallar.html' title='Renkler ve Masallar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8967915071521100185</id><published>2009-11-06T12:45:00.002+02:00</published><updated>2009-11-06T12:47:33.887+02:00</updated><title type='text'>Buzlu Hikaye</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Buz tutmuş bir göle düşmek gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Kanının damarlarını parçalayacak hızda akması...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Hiç kırılmayan buzların altında zamanın bir an için durması...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Ve dipsiz karanlık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Bunun gibi. Onunla her konuşma bunun gibi. Buzlu bir samimiyet. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Ve&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;inatla buzların kırılamadığı bir mahremiyet. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Farklı şehirlerde farklı evlerde aynı ıssız haller trajedisi... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;Onunla her konuşma buz gibi, onunla her... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;O hep buz gibi,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; içindekileri buzuyla gizleyen göl gibi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: georgia;"&gt;                                                                                                                                  "16"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8967915071521100185?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8967915071521100185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/buzlu-hikaye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8967915071521100185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8967915071521100185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/buzlu-hikaye.html' title='Buzlu Hikaye'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5968837984377507431</id><published>2009-11-06T12:41:00.002+02:00</published><updated>2009-11-06T12:45:13.227+02:00</updated><title type='text'>Ölü Çocuklar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Üzgünüm tenin artık baş döndürmüyor haşarı çocuk. Ve oyunların ilgimi çekmiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Büyüsü yoktu mırıldanmalarının. Bilindik kulak tırmalamaydı hepsi. Belki bundandır oyuna girip oyuna gelmeyişim. Karışılıklı uyuduğun ölülerden daha donuktu herşey. Bir sonraki sahnesini bildiğimiz yüzlerce kez izlenmiş sıkıcı bir film gibi. İlk sözünden son dokunuşuna, içki kadehine gömdüğüm güneşin sabah gözüme yeniden çarpışına dek olacakları bildiğim bir parodiydi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Trenlerde saçları savrulmuş bir kadınım ben. Senin herşeyi etrafa saçılmış evinde sana teslim olamam. Senin buhranlı oyunlarına hapsolamam. Üstelik yüzünün nereye, kime döndüğünü bilmezken ve her yerinden güvensizlik akıyorken nasıl, ben nasıl? ... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Tenimde koşturan haylaz çocuklarınla uyudum bütün gece. Sabaha öleceklerini bile bile izin verdim son kez yorulmalarına. Sana benziyordu biri. Haşarı, oyuncu, dağınık ve minik elli. Tutup elinden canlı canlı gömmek istedim onu derime, en derine... Orada büyüsün istedim. Ölsün istedim. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Birazcık "büyü" istedim.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt; Ben ve isteklerim... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Sonra uzandım şöyle, gözümün önünde ışıklı bir köprü. Biraz ötemde yabancı bir gölge. Tüm paçavralarından kurtulmuş sinir bozan bir yarım kalmışlıkla uyuyor bana sadece bir nefeslik mesafede... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Bütün ışıklar açık uyudum o gece. Kendimle kalmaktan korkarmış gibi, evin içinde dolaşan çocuk sesleri yokmuş gibi. Köprünün ışığı birden sönmüş gibi... Sabah olduğunda bütün çocuklar ölmüştü ve üstelik ben fark etmeden bedenleri bile gömülmüştü... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Trenlerde saçları savrulmuş bir kadınım ben. Orta halli bir bedene teslim edemem herşeyi, hapsedemem. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;   Üzgünüm çocuk, senin ruhsal travmalarınla ben baş edemem. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Zihnin berraklaştığında gel kapıma. Oyunlarından kurtulduğunda.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;                                                                                                                                                  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;                                                                                                                                            &lt;span style="font-style: italic;"&gt;     "16."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5968837984377507431?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5968837984377507431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/olu-cocuklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5968837984377507431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5968837984377507431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/olu-cocuklar.html' title='Ölü Çocuklar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8824852294794889987</id><published>2009-11-06T12:36:00.003+02:00</published><updated>2009-11-06T12:40:48.507+02:00</updated><title type='text'>Kızım</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Akıllı kadınsın vesselam. Ama şaşırıyorum sana uzun zamandır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Sonunu bildiğin uykulara yatıyorsun uyuyamayacağını bile bile. Yolunu bildiğin şehirlere kaybolmaya gidiyorsun. Hiç de üşenmiyorsun, şikayet etmiyorsun uzun yolculuklara. Kayboluşuna giden yolu ezbere geçiyorsun sırtında çanta. Bütün gece uyumadığın bir uykudan uyanıveriyorsun sonrasında. Deniz uyumuş, şehir uyumuş. Sen uyanık! Sonra başarıyorsun da kaybolmayı. Şehirde olmasa da kimilerinin aklında... Ya da sen öyle sanıyorsun. Ve çekip gidiyorsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Şaşkınlığım bununla da bitmiyor sana. Gözü kara bilirdim seni. Şimdi dilinden kelimeler dökülmüyor. Ayaklarını da kaldırıp saklamışsın bir yere. Yürümüyor, koşmuyorsun. Önünden geçip gidiyor herşey. Sen otobüsün camına yanağını dayamış evine dönüyorsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Büyüyor musun kızım? Ondan mı bu durgunluk? Gereksiz yorgunluk... Gereksiz mi geliyor herşey artık? Nasıl nasırlaştın böyle, nasıl umursamazlaştın? En tepeden dibe dalmaların yok artık. İnce bir çizgi üzerinde dengede durmaya çalışıyorsun. Dengesizliğin dengesini de başarıyorsun üstelik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Seviştiğin adamlar sevdiğin adamlara benzemiyor, bir gününle diğer günün gibi; ilgisiz. Mavi bir pelerine sarılmış yürüyorsun denizle kardeş bir şehirde. Herşey mavi olsun istiyorsun. İçin dışın... Yoğun bir mavi. Yıllarca koynumda uyuttuğum kızım, kimseyle uyuyamıyor artık. Yatağında ikinci bir nefese ikinci bir gölgeye tahammülün yok. Yanına yaklaştırmıyor, yüzlerini görmek istemiyorsun. Uzaklaşsınlar, sen istediğinde puf diye yok olsunlar istiyorsun. Oysa yalnızlığı sevmezdin sen. En ince hastalığındı. Uzun uzun titrerdin ona yakalandığında. Şimdi tahammülün yok kimseye. Şaşırıyorum sana...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Koskocaman kadın olmuşsun kızım.&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Koskocaman yalnız bir kadın.&lt;/span&gt; Kesmiyor şehirler, şarkılar, adamlar. Bir sen. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;   Tebrikler kızım, tebrikler. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8824852294794889987?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8824852294794889987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/kzm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8824852294794889987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8824852294794889987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/11/kzm.html' title='Kızım'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7500820840106406256</id><published>2009-10-09T19:55:00.001+03:00</published><updated>2009-10-09T20:01:08.486+03:00</updated><title type='text'>İste-k</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Otur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Hiç sormadan çek içimdeki boş sandalyeyi. Otur ve gör beni. Yeni yeni masalların, uykumdan edecek romanların olsun elinde.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; Dök masanın üstüne hepsini. Ve anlat, anlat bana hiç durmadan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Konuş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Ne varsa aklında koşuşturan tutup kolundan çevir bana doğru. Aklıma gir, aklımı çel. Uçabileceğimden bahset örneğin, kanatlarım olmaksızın.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; Ya da sonsuza dek yaşayacağımdan bahset. Senin yanımda olabileceğinden bahset. Yalan da olsa, ihtimalsiz bir öneri de olsa yanımda olmanı is&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;teyip istemediğimden bahset, sor bana. Ben sus diyene dek, konuş sen...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Gel.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Benimle kimsenin gelmediği yere sen gel. Cesaretin olsun çantanda. Üşüdüğümde çıkartıp omuzlarımı ört. Tut elimden sıkı sıkı. Trenlere atla&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; benimle. Mahallelere dal. İnsanların hayatına gir. Bir kahvede çay iç. Ve bir teknede balık tut örneğin... Yeni yollar çıkar önüme hep. Uzun,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; senli, benli. Gidilecek yollar bitene dek gel benimle sen, korkma.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Anla.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Hiç konuşmayıp seni dinlediğimde sıkıldığımı değil senden parçalar alıp aklıma sakladığımı anla örneğin... Ve hiçbir şey bilmiyormuş gibi her soruna&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; kafamı salladığımda seni dinlemeyi tercih ettiğimi bil. Sonbaharın beni yerle bir ettiğini de anlamalısın. Kafamda uçuşan binlerce paranoyak ihtimal &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;olduğunu, her sessiz kalışının kaçak yapılı düşüncelerimi yıktığını da fark et... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Dokun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Herkesin dokunduğu gibi değil, kendin gibi dokun. İçinden geldiği gibi, dilediğin gibi olsun herşey. Küçük gezintilerle, keşiflerle başla. Tanıdıkça aynı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;iklimin çocuğu ol tenimle. Aynı acıyı hisset, aynı hazzı tat. Dokunmakla başlasın herşey, bir dokunuşla sadece...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Hisset. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İçindeymişim gibi. Senin kaburgandan yaratıldığım efsanesi doğruymuş gibi, içinden geldiğimi hisset. Her dokunuşun altında yüzyıllardır kıpırtısız yatan bir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;kadın olduğunu örneğin... Ya da ateşi hisset, yanmayı... Dokunuşlar ve ateş, birebir aynı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Sev.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Annen gibi örneğin. Hep koynunda uyuyabileceğin bir kadın... Ya da bir abla, her derdinde yanıbaşında. Ve bir kardeş gibi sev. Hep kanat gerdiğin, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;düşmesine hiç izin vermediğin... Ve sonra katıksız bir kadın gibi sev beni. Hiçbir şeyle karıştırmadığın özel bir kadın. Sıfatlara bürünüp geldim, sen sev...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Seviş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Bütün dünyayı fethetmiş bir kahraman kıvamında gezin tenimde. Ele geçir, tanı, fethet. Ya da utangaç bir çocuk, dokunmaktan çekinen. Belki arlanmaz bir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt; adam, tüm sınırları yıkıp geçen... Ama naif bir ritmi olmalı herşeyin, karşı konulmaz bir saflığı. Kendin olmalısın içimde, kendini bulmalısın. Ve farkımız kalma&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;dığında birbirimizden yüzünde kendimi görmeliyim, kendimi bulmalı... Gece bitene dek seviş benimle, sev... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Ve basit şeyler istediklerim... Herşey böylesine açık ve böylesine yapılabilirken neden bu tek kişilik oyun? Neden yalnız her gece ve neden sadece benle gelir tüm sabahlar?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;07.10.09 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Yeni yaştan yeni istekler, bu kez olsa ne olur yahu...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7500820840106406256?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7500820840106406256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/iste-k.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7500820840106406256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7500820840106406256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/iste-k.html' title='İste-k'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7809376388790234522</id><published>2009-10-04T01:14:00.005+03:00</published><updated>2010-07-03T12:54:10.210+03:00</updated><title type='text'>Bacaksızlar</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Böyle işte.&lt;br /&gt;Kapılar açıkken girmeye üşenir bacaksızlar. Türlü sebepler yaratır, şekil verir, süsler püsler önüne koyar. Bakarsın, dokunursun. Görürsün sebebin içini dışını. Bağırır yalandan yapıldım ben diye. Korkaklığını da kattı içime, biraz da kendini beğenmişlik ekledi diye... Sonra atarsın onu bir köşeye, kabul etmedim itirazını sunarsın önüne. Ama adam üşenmez kalkar her sabah bir kavga gürültü sebebi bulur onu da bir güzel boyar içinin koyu rengine, hop atıverir bahçene. Bakakalırsın. Kabul etsen bir türlü etmesen bir türlü. E edersin el mahkum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra kırılma noktaları başlar. Ani çıkışlar, ruhsal baskılar, ergen buhranları, eskiyi söküp atamama, sonrasında uzaklaşmalar, kafiye oyunları, kelime hırsızlıkları...&lt;br /&gt;Sonra sıkılırsın, bıkarsın. Yüzüne bakarsın, mevsimler geçmiş, renklerin nerede? Gözlerinde bir tutam yeşil olmalı ve belki dudaklarında da üşümüş bir kırmızı. Saçını atarsın şöyle bir geri, siyah bulutlar dökülüverir omuzlarından. Omzun açılır bir köşesinden ve tenin... Suyun yeni vurduğu kayalar gibi. Ve vitrindeki bütün su katılmamış bahaneden heykellerini bir çırpıda fırlatıverirsin yerin dibine. Paramparça olurken bahaneler sen toparlanır tamamlanırsın, bir ayin gibidir herşey. Tüm bu yeniden oluşumun sancıları sabaha kadar geçer gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bir farkı vardır bu klasik ritüelin öncesinden. Kapılar sımsıkı kapalıdır artık. Ama bacaksızlar, gelip dayanır hiç vakit kaybetmeden. Yeni doğan bebeğe et niyetine konan sinekler gibi üşüşürler başına. İlk kez görmüş gibi, tüm bahaneleri affedilmiş gibi gözlerine, dudaklarına, ellerine hücum ederler. Üstelik senin çırpınma ve uzaklaştırma hamlelerini, herşeyi terslerinden anladıkları gibi bu kez de şaşırtmadan seni, gelmelerini istiyormuşsın gibi görür, anlarlar. Ama kapandığında kapın aniden, patır patır dökülen ölü sinekler olurlar artık. Her yönü gören gözleri parçalanmış, renkli kanatları kopmuştur. Oyun bitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu böyledir. Kapılar açıkken gelmeye üşenen bacaksızlar kapılar kapandığında dibine üşüşürler. Tek bir çaresi vardır: kapıyı yüzlerine hızla çarpıp rahat bir koltuğa geçmek... Aniden kesilen vızıltıların verdiği haz da hak getire..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;&lt;br /&gt;Pek nefretli yazı, hayırlısı...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7809376388790234522?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7809376388790234522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/bacakszlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7809376388790234522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7809376388790234522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/bacakszlar.html' title='Bacaksızlar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1199254462647297041</id><published>2009-10-02T03:07:00.004+03:00</published><updated>2009-10-02T03:29:29.390+03:00</updated><title type='text'>Kara Çocuk Raksı*</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;em&gt;Kara derili bir çocuk.&lt;br /&gt;Kafasında binlerce düşünce, binlerce kare.&lt;br /&gt;Aynı şehir, aynı hava, aynı sabah, aynı gece.&lt;br /&gt;Hiç kesişmeyen yollar.&lt;br /&gt;Olması istenilen küçük bir mucize...&lt;br /&gt;Küçük, ani, derinden.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunu istiyorum 20lik bir kadın olacağım gün. Kara derili bir çocuk, adam. Mumları kara bir çocuk için üflemek, gerçek olacakmış gibi... Paket bile istemez bu hediyeye, zaman kaybetmeden dokunabilmeliyim nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;yazarken:Cem Köksal-Kalbim Bomboş(ironi)&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;*Bandista-Kara Çocuk Raksı, dinleyiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1199254462647297041?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1199254462647297041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/kara-cocuk-raks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1199254462647297041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1199254462647297041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/kara-cocuk-raks.html' title='Kara Çocuk Raksı*'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4358944588715456340</id><published>2009-10-02T02:26:00.003+03:00</published><updated>2009-10-02T02:53:50.885+03:00</updated><title type='text'>"Saçmalama"</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;Biraz temizlen çocuk, arın inceden...&lt;br /&gt;Git uyu biraz, biraz dolaş ya da. Balıkları, martıları dünyanın kısır döngüsünü izle biraz.&lt;br /&gt;Kafanda kaoslar yaratıp hayatlara dal, hayaller çal.&lt;br /&gt;Ellerini üstüne sil, leke yap. Lekelen. Kirlen. Çok temizmişsin gibi...&lt;br /&gt;Bir dondurma ısmarla kendine. Şımar biraz.&lt;br /&gt;Bir sürü renkli dünyayı eritmeden yolla midene, içinde ayrıştır. En sonunda kaybet.&lt;br /&gt;Otur bir banka, düşün. İnsanlar neden böyle?&lt;br /&gt;Seyyar tatlıcının camından yüzünü gör, sen de insansın fark et.&lt;br /&gt;Küçük, oyunbozan, kirli bir insan sureti.&lt;br /&gt;Dur çocuk, nefes al derinden...&lt;br /&gt;Soyun sonra, kurtul tüm geçmişinden.&lt;br /&gt;Gir suyun altına, ağla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve korkma, yatağın geçmişin olmadan da seninle. O olmadan da ısınabilirsin. Keşke geceleri emilen parmak gibi küçülse günden güne geçmiş... Onsuz da uyuyabilsen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Hep böyle mi olur?&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4358944588715456340?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4358944588715456340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/sacmalama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4358944588715456340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4358944588715456340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/sacmalama.html' title='&quot;Saçmalama&quot;'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6045541843340672723</id><published>2009-10-02T01:32:00.004+03:00</published><updated>2009-10-02T02:10:23.203+03:00</updated><title type='text'>Buhranlı Adam ve Macerası</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;Neden yoksun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldin, gördüm ve aniden bir toz bulutu gibi dağıldın kayboldun. Göz açıp kapamak kadar hızlı oldu herşey. Anlamsız, hoşnutsuz, gereksiz... Kafiyelerimdeki adam, güzel adam... Olmadı böyle. Neden diye sormak bile içimden gelmiyor öyle uzak görünüyorsun gözüme, içime. Koşar adım terk etmek seninki muharebe alanını. Cesaretsizlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük buhranları olur insanoğlunun. Küçük zihinsel kaçamakları. Senin buhranların neden böyle sancılı? Neden izin vermedin seni içinde ziyaret etmeme? Neden bütün kelimelerin zincire vurulmuş gibi? Neden böyle uzak bir kokun var üzerine sinmiş? Ve neden hala geceleri geçmişine sarılıp uyuduğunu düşünüyorum ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldin. Yüzünü gördüm. Gözlerini, dudaklarını. Hiç öpmeden anlatabilirim sana tadını. Paslı biraz, biraz şekerli. Biraz geçmiş kokulu biraz da heyecanlı... Sen, sen ne söyleyebilirsin? Hiçbir şey... Oysa dümdüz herşey. Gördüğün, görmek istediğin... Ama sen; buhranlı adam, bir sabah bavulunu toplayıp terk etmişsin kafiyelerimi. Kırıntılarını dökmüşsün, yolun izin belli. Ama ne sen dönüyorsun elinde bir buket masalla ne de ben gel diyorum.. Oysa kısa bir kıyametten önce seviştik biz zihnimizde.  Ve şimdi yatak dağınık, nefeslerimiz dehlizde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa sonbahar... Güzel manzaraları vardır şehirlerin. Sen onları izlemek varken uzak kalmayı seçtin. Ve ardında sarı sıcak bir mektup bile bırakmadan, öylece kalkıp giderek. Oysa sonbaharda ufak tebessümlerime seni katmak vardı ince ince, gerçeği kaçırmadan hayale dalmak vardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel adam; bana aşık olmak istiyor musun hala?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                                                                           &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                                                                                   ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Geçmiş, geçmiştir. Geçip gitmiştir. Tereddüttler zihnin gölge oyunudur.&lt;br /&gt;yazarken:Düş Sokağı Sakinleri-Sen Yine Seni Sev&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6045541843340672723?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6045541843340672723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/buhranl-adam-ve-maceras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6045541843340672723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6045541843340672723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/10/buhranl-adam-ve-maceras.html' title='Buhranlı Adam ve Macerası'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7051371775832049941</id><published>2009-09-16T01:37:00.007+03:00</published><updated>2009-09-16T04:47:46.797+03:00</updated><title type='text'>S'övme</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Sen, sen tam bir hastasın! Aklın hasta senin, tenin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Tek bir güzel günün yok, her gecenin sonunda güzellikleri uykuya yatırıp kendinle sevişiyorsun ve zamansız bacaklarından sızan kötülük tohumların yatağa karışıyor, havaya karışıyor için. Küçük bir çığlık akıveriyor dudaklarından. Yüzün gülüyor, çocukların düşüyor. Düşürüyorsun onları. Elinden, avucundan kayıveriyorlar. Oysa çocuklar, ne güzel şeyler. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama senin gecende uykuda güzellikler...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Tenine değdirmiyorsun kimseyi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tenin senin, zehir. &lt;/span&gt;Değdiğine pişman çoğu, değmeyeni de düşman. Sürekli bir tereddütsün sen onların zihnide, sürekli bir gel-git. Hiçbir sabaha karşın sakin değil senin, hiçbir gece yarın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Yarın sahi, yarın nerede senin? Hangi tekili çoğul yapmakta kullandın onu, harcadın? Harcandın. Gör artık, harcandın, tüketildin. Kelimelerin bakire değiller. Koskoca kadın oldular, her gece yarısı, her sabaha karşının sonunda. Ve bak, gör şimdi, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kimin izi kaldı ki kolunda?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Her izi sildin kolundan. Her sesi kulağından ve her sevişmeyi yatağından. Hiçbir şeyin kalmadı. Acı bir yokluk sadece zihninde. Öncesinde yoran anıların bile terk ettiler, çelimsiz seni. Oysa kadın aklın vardı bir de kadın kokun. Erkek gibi işleyen bir gücün ve dayanılmaz yokluğun. Peki nerede kaldı tokluğun? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Neden bu herşeyi yarılama hıncı&lt;/span&gt;, herşeyden bir ısırık ve sonrasında bozulan ağız tadı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Hasta bir aklın var senin, tenin. Senden başka kimse giremiyor yatağına, aklına. Sen kendiyle sevişen, kendiyle çelişen... Sen yalnızca kendiyle savaşan ve sonunda yine kendiyle barışan.. Hasta bir bedensin sen, kimseyi içine almayan ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;herkesin içine giren, orada kalan...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;Ölü tohumlar getirme bu dünyaya, ölü çocuklar bırakma ardında. Uslan artık, iyileş. Kendi içinden çek ellerini, şöyle bir aksın gitsin paslı kan bacaklarından...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;-İyileşsin herşey, iyi ol artık. Sabaha karşı varılan şizofreniler yerini sükunete bıraksın. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lütfen...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;yazarken: Zeynep Casalini-Dokunma Bana&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7051371775832049941?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7051371775832049941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sovme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7051371775832049941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7051371775832049941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sovme.html' title='S&apos;övme'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6501605878579121396</id><published>2009-09-12T03:49:00.002+03:00</published><updated>2009-09-12T04:10:29.438+03:00</updated><title type='text'>Vagonlar</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;İstasyonun dibinde oturup asla penceresini açmayan bir adam. Asla gelenin sesini duymayan, şiddetini hissetmeyen, yüzü duvara dönük.. Gözleri donuk, nefesi kesik. Belki kalbi yok. Ya da aklı uçmuş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Eli pencereye hiç uzanmaz. Bir hoşçakal demek için bile. Sorusu çok, cevabı yoktur. Hiç beklemez istasyonda. Çünkü özlemez o kimseyi, bilirsiniz. Özlese de koşmaz, gitmez. Yolları asla bitmez. Gitmek istersiniz, ulaşmak, dokunmak istersiniz. İmkansız... Gecesi yoktur, gündüzü ölü. Perdesi yoktur. İçi açıp bakılamaz. Bir merdiveni de yoktur uzun yolculuğunuzdan sonra evine gireceğiniz. Ölü bir beden gibidir, yanında kopan fırtınaya tepkisiz... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Hiçbir vagonun rüzgarına kapılmayacak kadar sabit, içinde her sesi saklayacak kadar sığ... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Ama geçiyor vagonlar. Geçmiş oluyorlar. O hala uykuda. Hala yüzü duvara dönük. Göremeyecek kelimeleri, uyuyacak.. Derin derin...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;O yüksekte, o yerin en dibinde. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;O perdesiz, penceresiz bir ev.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Hoşçakal demekten yetim bir el. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;O sıkı bir halat gibi boynumda... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Göğüs kafesimde dolanan bir sancı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Kelimelerimi yutan, yalanlayan bir deniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;O; her şey. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;O; hiçbir şey. Hiçbir şey... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Vagonlar.. Ne hızlı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Başını raylara dayayıp dinle beni, paramparça olana dek. Ben gelip sana dokunana dek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman;"&gt;Dinle...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;-İçimden onlarca kelime yüklü vagon geçerken onları görememen ne acı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;yazarken: Redd-Her Neyse&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6501605878579121396?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6501605878579121396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/vagonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6501605878579121396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6501605878579121396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/vagonlar.html' title='Vagonlar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7229688210768394956</id><published>2009-09-09T14:52:00.005+03:00</published><updated>2009-09-09T15:14:18.842+03:00</updated><title type='text'>Sorular</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Sevgilim? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Yorgun musun sen de yoklukla sevişmekten? Yolları geçememekten... Tüm köprüleri devrilmiş bir kale gibi ulaşılamıyor mu "biz"e? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Biz? Biz var mıyız? Kelimelere hapsolmuş bedenler, biz yaşıyor muyuz ki? Nefes alıyor muyuz bir ağızdan, ya da atıyor mu aynı yerden kalp? Aklımdakileri döküyorum sana günlerdir, sahi günler var mı? Sanki burada yok. Durmadan yıkanmaktan soldular. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Sevgilim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Biz, sence bir araya gelebilir miyiz? Rüzgar çok ve yorgunuz ikimiz. Herşeyi bir yana bırakıp gülümseyebilir miyiz? Biz... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Bugün buluttan bozma bir şemsiyenin altında yağmura kafa tuttum ben. Kulağımda bir eylül türküsü, yollar geçtim. Islandım çok, üşüdüm. Düşündüm sonra... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Sevgilim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Rüzgarın ellerimden kayıp, akıp gidişi... Bu his... Nefesinin tenimde dolaşması gibi. Bak, ver elini. Dokun sen de. Rüzgar, nefes gibi teninde. Hisset, evet böyle...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Sevgilim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;-Yağmurda kalmış gibi, sırılsıklam aklım... Damlalar düşürüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;yazarken: Cem Adrian&amp;amp;Pamela-Anladım&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7229688210768394956?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7229688210768394956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sorular.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7229688210768394956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7229688210768394956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sorular.html' title='Sorular'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4422312594912964548</id><published>2009-09-08T05:30:00.003+03:00</published><updated>2009-09-09T14:45:51.775+03:00</updated><title type='text'>Bugün; yağmur geliyor</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Yağmur sabahı yıkıyor. Arınıyor herşey. Yollar, anılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurlarla geliyorsun adam. Uzak, yakın bir şehirden kendini vurup yollara, koşarcasına, kaçarcasına. Uykuya yatıramadağım gözlerimi sana sunacağım bugün. Bak, gör. Nasıl temiz herşey. Yeni yıkanmış gibi, biraz önce ağlamış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, dokunmakla başlayacak herşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, herşey iki ihtimalli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, herşey açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, kelimeler ıslak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, sesler uçuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açın pencereleri, bugün; yağmur geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;-Bekleyiş...&lt;br /&gt;yazarken: Kemal Akçan-Sonbahar&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4422312594912964548?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4422312594912964548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/bugun-ruzgar-geliyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4422312594912964548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4422312594912964548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/bugun-ruzgar-geliyor.html' title='Bugün; yağmur geliyor'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4847059072547489494</id><published>2009-09-07T05:53:00.003+03:00</published><updated>2009-09-07T06:29:32.940+03:00</updated><title type='text'>Sev'iş'mek</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Ben geldim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Üzgünüm, geçmişinin kırıntılarını kuşlara yem yaptım. Dönüşün yok artık, bir gelişin var. Bir de kalışın. İster içimde bir yerlerde, ister dışımda. Ama geçmişin yok. Geçmişini bir uykuya yatırdım, büyümeden uyanmayacak. O uyurken, zamanın kıymetini bil, gel benimle oyunlar oyna arka bahçede. Çiçekler topla, saçıma iliştir. Gözümden ak, dudaklarıma sız. Aklımda ol, ellerime düş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Sonra soyun bütün tereddütlerini, bütün hınçlarını, korkularını. Gel, seviş benimle. Çocuk ol, göğsümde uyu. Ya da baba ol, sar, sarmala. Erkek ol mesela, tenimde yaşa. Gel, kanına karıştır beni. İçine çek, derin derin. Hikayene kat, gerçek yap. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Korkma, sevişmenin verdiği acıdan. Birbirine karışmaktan... Bir ayin gibidir sevişmek, kendinden geçtiğin, ona vardığın... Bana vardığın. Dokun, korkma. Derinin altnda gizli herşey, orada "derinde". &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Tüm cesaretini geçir üstüne, kelimelerinden sürün. Gözümü al, elimi tut. Benden çal biraz, kendinden kat. Aynalar tut bana, kendini gör. Yollar geç, gel yanıma. Otur şöyle, anlat...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);font-family:times new roman;" &gt;Ve korkma sabahlardan, gitmeyeceğim. "Derinde" saklı kaldığı sürece herşey, ben teninde olacağım. Olacağım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;-Dokunmak; herşeyin birden uyanması gibi... &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic; color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Günaydın:)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;yazarken: Kemal Akçan-Sonbahar, yine.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4847059072547489494?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4847059072547489494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sevismek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4847059072547489494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4847059072547489494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/sevismek.html' title='Sev&apos;iş&apos;mek'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3006156609035544197</id><published>2009-09-06T06:14:00.007+03:00</published><updated>2010-07-03T12:56:36.298+03:00</updated><title type='text'>Sabah</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Ve sabah... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Diğerlerinden farklı olmasını istediğim... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Küçük küçük yollar çiziyorum kendi içime doğru. Eline haritalar tutuştuyorum. İyi oku lütfen, iyi gör onları. Doğru yollardan gel içime, kaybolmadan, yorulmadan. Kandırmadan kimseyi. Geceyi sabahı boşver. Güneş hiç batmasın. Yorulduğumda mesafelerden gel sarıl. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Burada güzel herşey. Burada manzara güzel. Burada gece yok, gündüz yok. Mevsim yok, zaman andan ibaret. Korkuları, tereddütleri de sakladım derimin altına. Dokunuşlarınla şekil bulacak hepsi. Gel otur yanıma, al düşlerini de. Bak ne temiz buara herşey, ne aydınlık! Ellerim yüzünde dolaştığında bana nefesini ver korkmadan. Nefes almama izin ver, saçımı okşa... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman;"&gt;Doğru yollardan gel içime adam, dolandırmadan hiçbir şeyi, dolaştırmadan. Oturup izleyebileceğimiz bir huzurumuz olsun seninle. Gel, uzan şöyle. Gel...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;-Sabahları değişir mi herşey, "açıldığında düş perdeleri"?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: times new roman; font-style: italic;"&gt;yazarken: Kemal Akçan-Sonbahar yine...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3006156609035544197?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3006156609035544197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/yollar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3006156609035544197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3006156609035544197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/yollar.html' title='Sabah'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7492410610850558209</id><published>2009-09-05T05:23:00.004+03:00</published><updated>2009-09-05T06:00:30.545+03:00</updated><title type='text'>İstersen</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#333333;"&gt;Bak gel, otur şöyle.&lt;br /&gt;Hem yol yorgunusun sen, uzak ülkeler oralar. Yani Hüzün, Geçmiş, Kızgınlık... Yürüyerek varamayacağın, vardığında dönemeyeceğin yerler. Puslu geceleri var oranın mesela. Uzun süre yaşadım, içimden biliyorum. Bu yüzden de demem o ki, sen şimdi sus, uzan şöyle. Ben sana masallar anlayatım, şarkılar söyleyeyim. Kan bana, inan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen uyusan mesela, izlerim ben seni. Hiç ses çıkarmadan, hiç oyun bozmadan. Bütün işimi bırakıp izlerim seni. Arada yüzüme çarpar saçının her dalgası, arınırım. Kafiyelerimi bile sokmam odaya... Uyandırırlar seni, rahatsız ederler. Hayır, hayır inan bana. Sessizce, orada yokmuşum gibi... Evet, dokunurum yüzüne gezinirim. Hiç ayak izi bırakmadan üstelik, hiç derine inmeden. Hafifçe, suya dokunurmuş gibi. İçinden geçebilecekmiş gibi, içine girebilecekmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da gülmeye karar versen birgün, ayna olabilirim sana. Yüzündeki gamzenin içine dolabilirim. Dudağından dökülebilirim örneğin, havaya karışabilirim çınlaya çınlaya. Hiçbir şey istemem üstelik karşılığında. Basit bir gülücük, hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer istersen, kelimelerin olurum. Aklına düşerim bir gece. Olur ya, bütün siyahları soyunup gelirim sana. Beyaza dökülürüm harf harf, kelime kelime. Anlatırsın, kızarsın, seversin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüznün olabilirim. İçinde gezinen, asla bırakmayan... Yatagında seninle uyuyan, yolculuklarda başını yasladığın, masanda kadehini tokuşturduğun... Ağlarken yanında olurum, oturup denize birşeyler anlattığında, suskunluğunda ya da... Sen ne zaman git dersen, o zamana kadar hep içinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul da olurum sana. Martın, denizin, yokuşların, gittiğin her yol, konuştuğun herkes... İstanbul olup içime alabilirim seni. Koşturup durursun her yanımda, keşfedersin, şaşırırsın, hayran kalırsın... Yaşarsın benimle. Hiç bıkmadan, hep özleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen istersen eğer, ben... Yani... Eğer karar veririsen geçmişinden taşınmaya, günübirlik yolculuklardan vazgeçip temelli kalmaya boş yerim var içimde. Temiz, rahat, ışık alan... Sen gel, kal... İstersen, yaşa benimle. Bırak hüzünlerini, kızgınlıklarını...&lt;br /&gt;İçime gel, gel şöyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Aklım yok bu gece, uçmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazarken: Kemal Akçan-Sonbahar&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7492410610850558209?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7492410610850558209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/istersen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7492410610850558209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7492410610850558209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/istersen.html' title='İstersen'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6615719111195439459</id><published>2009-09-03T21:22:00.004+03:00</published><updated>2009-09-03T21:59:18.585+03:00</updated><title type='text'>Ağız Tadı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#333333;"&gt;Mutfağımda biraz ilgi kalmış. Biraz da samimiyet. Renk verecek kadar sakinlik. Bir paket akıl. Ve güzel de bir kap. Aklıma geldi birden senden birşeyler yaratmak. Yeni yetme kız çocuğu heyecanıyla hazır ettim herşeyi. Derin bir nefes aldım, hazırdım. Başladım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzelce karıştırdım hepsini. Önce çok ilgili kokuyordu hamurun. Güzel bir sevgili kıvamın vardı. Ele yapışmaz, üzerin yanmazdı. Karın doyurur diye düşündüm. İçimin kabına sığar, taşmaz. Karıştıkça azaldın, inceldin. Eksiğin ne anlamadım. Rengin gitti önce. Sonra akıllı kıvamın nefrete döndü. İçime sığdırmaya çalıştım, olmadı kabından taştın. Sildim herşeyin üzerini, görmezlikten geldim. Pes etme dedim. Eninde sonunda pişecek dedim. Sıcaklık da yüksekti oysa ki. Aksiliğe yer yoktu bu tarifte. Ama sonra baktım ki olmuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyudum her yana dağılmış seni bırakıp tezgahın üzerinde öylece. Olmadı, kalktım. Döktüm çiğ hamurunu. Kumbarama sarıldım hemen. Zor günler için saklanan küfürler ne çok işe yararmış meğer. Bozdurdum onları bir bir... Metalik fazlalıklarla eksikliklerini tamamladım. Sana yepyeni bir dil aldım. Biraz göz, biraz ses. Yetecek kadar akıl, fazlasıyla nefret. Tat verecek kadar kin, fark edilecek kadar memnuniyetsizlik. Kokusu sinecek kadar yalan, biraz da umursamazlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda attım hepsini. İçine içine döktüm, karıştırdım. Bu sefer yakaladım kıvamını. Nefretli kıvamın yalanla birleşince mutfağın içini bir pas kokusu kapladı. Kin kattım sonrasında. Bir tadan bir daha unutmasın diye. Bir tutam akıl yetti, fazlası zarardı nitekim. Kullanılmazdı nasılsa. Biraz ses, biraz göz serpiştirdim içine. Sıcaklığı olağandan aşağıya indirdim. Kabına da sığdın bu kez. Piştin soğuk fırında. Şaşırdım. Yalanın kokusu daha tabağa koymadan yayıldı her yana. Memnuniyetsizlik de fark edilmeyecek gibi değildi. Tam istediği gibi dedim. Tam tadımlık. Ve hazırdı herşey, gümüş tabaklar, kristal pardaklar. Gergin bir hava ve gülümsemekten yorulmuş dudaklar. Bir parçanı aldım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir ısırıkla bile ağzımın tadını bozdun. Yemek isteyen herkese afiyet olsun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;yazarken: Mira-Birgün Gelir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6615719111195439459?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6615719111195439459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/agz-tad.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6615719111195439459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6615719111195439459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/agz-tad.html' title='Ağız Tadı'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4245488452475499765</id><published>2009-09-03T21:01:00.004+03:00</published><updated>2009-09-03T22:09:58.941+03:00</updated><title type='text'>Delirmek.</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;Bir şey var.&lt;br /&gt;Biri.&lt;br /&gt;Ne kafamı toplayabiliyorum, ne kendimi. Kafamın içinde gezinen karıncalar var yine. Bir o yana bir bu yana gidiyorlar. Deliriyorum. Küçük küçük parçalar koparıyorlar beynimden, şefkatimden, sadakatimden. Sesim azaldı mesela, çıkmıyor. Çıksa da duyulmuyor. Sonra şefkatim. Acımıyorum artık. Dilediğini söylesin herkes, dilediğini kussun orta yere, acımıyorum. Selam olsun. Beynim örneğin, paslanmış bir kutu gibi. Açılmıyor. Açamıyorum. Elimi attığım yeri kırılıyor. İçine birşeyler doldursam diyorum olmaz, boş bıraksam yaşayamam. Beynimi yiyorlar bu karıncalar. Ve en kötüsü sadakatimi lime lime ediyorlar. Öyle ince yollarda yürüyorum ki. Her an doğru yolu terk edecek, ardıma bile bakmayacak, sonra gidip kendimi yüksekten dibe bırakacak gibiyim. Evet, bunu yapabilecek gibiyim. Tüm sadakat sözcüklerimi benzin döküp yakabilirim. Sonra küllerini durgun denize atıp, dalgaları kudurtabilirim. Yapabilir miyim dersin? Bunca masum kafiyeyi yakabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kinle karışınca masumiyet, tüm verilmiş sözler masaldan ibaret. Masallar ekmeğidir umutsuzların. Ve umutsuz bırakılmamalı insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazarken: Athena-Yalan &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4245488452475499765?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4245488452475499765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/delirmek.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4245488452475499765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4245488452475499765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/delirmek.html' title='Delirmek.'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4345148101786166277</id><published>2009-09-02T06:55:00.003+03:00</published><updated>2009-09-02T07:18:34.666+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;NEFRET EDİYORUM!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;font-family:times new roman;" &gt;Uyuyunca geçer mi?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);font-family:times new roman;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4345148101786166277?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4345148101786166277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/nefret-ediyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4345148101786166277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4345148101786166277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/nefret-ediyorum.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3650037428701891253</id><published>2009-09-01T03:50:00.007+03:00</published><updated>2009-09-01T05:01:54.426+03:00</updated><title type='text'>Gitmek</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Üzgünüm, ellerimi çekiyorum üzerinden artık. Sıkıldım. Tüm kafiyelerimi gelişigüzel sıkıştırıyorum bavuluma, üzerime de hıncından korunaklı bir kıyafet geçiriyorum. İçinin anahtarlarını alıp kilitliyorum kapıları. Soran olursa söyle onlara halının altına koydum, yeni gelenler kolay bulsun diye. Birazcık kıpırdatmaları yetecektir, hemen görürler. Biraz zorlasınlar, biraz yüklensinler kapına. Zor oluyor seni açmak. Sonra girip otursunlar baş köşene. Keyiflerini sürsünler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;İçinden sürükleye sürükleye çıkardığım bavulum kapıyı aşınca bi tüy gibi hafif geliyor artık ellerime. Hafiflemiş herşey. İniyorum hızla merdivenleri. Dönemeçli, korkulukları eski, güvenilmez, karanlık, tozlu basamakların. Tereddüt etmeden terk ediyorum seni.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;İlk katta ilgini kaybediyorum. Cebimdeydi oysaki. Demekki ufak bir aralıktan düşüverecek kadar küçükmüş. Bulana ne mutlu öyleyse... Sonra birden parlıyor köşede birşeyler. Gözümü alıyor. Durup baktığımda ilgin orada sıkışmış gelmemi bekliyor. O kadar yorgunum ki koşturmalı günlerden yaklaşıp ilgini çekemiyorum bile. Orada öylece kalıyor. Ben devam ediyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Bavulum biraz daha hafifledi sanıyorum. İçinden birşeyler görünmez olup çıkıveriyor sanki. Toza bulanıp kayboluyorlar. Kulağıma küpe olmuş sesini söküveriyorum usulca. Köşeye bırakıyorum, ezilmesin, kırılmasın diye. Son bir kez dinleyesim bile yok seni. Saçlarım örtüyor küpelerin boşluklarını. İniyorum yine... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Aylardır alıştığım yükseklikten yerin dibine doğru hızla inmenin yarattığı basınç, canımı acıtıyor ister istemez. Ama durup olduğum yere alışacak zamanım yok. Nefes almaya çalışıyorum. Ağzımda birşey var sanki. Sanki tam dilimin üzerine durmuş, aldığım nefesten hesap soruyor. Çıkarıyorum sonra dilimin üstündekileri. Sana söyleyemediğim tüm o şeyler, kocaman olmuş nefesimi kesiyorlar. Kapının önüne bırakılmış bir çöp kovası görüyorum sonra. Çöpü boyluyor dilimdekiler. İçimdeki rutubet temiz havayla karışınca azalıyor canımın acısı. Hızlanıyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Sayamadığım kadar basamak, bir daha çıkamayacağım kadar kat geçiyorum. Türlü kokular, yaşanmışlıklarla dolu katlar... Yoruluyorum tüm bu hengameden, bu koşturmadan. Ama sen gelmeden, yüzünü görmeden gitmek istiyorum. Çıkmak istiyorum bu sonsuz katlı apartmandan. Biraz daha azaltmalıyım bavulumu. Biraz daha hafiflemeli herşey. O çok bilmiş tavrını, düşüncesizliğini, kibirini saçıyorum yerlere. Çocuk tarafını da koyuyorum bir köşeye, geçerken beğenen alsın diye. Kafamın içinde dönüp duran şarkılarını da parçalara bölüp ekliyorum tüm bu anı yığının üzerine. Birazcık daha hızlanmış adımlarımla sürükleniyorum dibe...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Tüm bu gürültüye kapılarını açan izleyicilere de bütün hırçınlığımı sunuyorum en kibar dilimle. Onların yeri olmadı hiç bizim içimizde. Şimdi de sokmuyorum 3. karakterleri hikayemize. Biran geri dönebilmeyi diliyorum içimden. Ama öyle yoruldum ki... Gitmek daha güçlü geliyor içimin sen tarafına ve daha büyük adımlarla geçiyor kalan yolu. Sonunda kapıya varabildiğimde tökezliyorum, düşüveriyorsun tamamen gözümden. Şaşırıyorum buna. Başımın üstünde yerin vardı oysaki. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;Bir taksi durduruyorum. Sen ve ulaşılmaz katların ardımda, toza karışmış oluyorsunuz. Senin içimi kurutan havandan kurtulmamın şerefine, deniz kenarına sürmesini söylüyorum Adam'a. Bavulumun dibinde kalan kafiyeleri de camdan rüzgara emanet ediyorum. Savrulup gidiyor harflerim... Gömülüyorum koltuğa. Eski bir şarkı çalıyor arabanın içinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;"-Ben dudaklarını, sense gülleri severdin..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt; Tenimde sonsuz huzur, gülümsüyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(102, 51, 51);"&gt;yazarken: Zuhal Olcay-Güller ve Dudaklar&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3650037428701891253?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3650037428701891253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/gitmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3650037428701891253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3650037428701891253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/gitmek.html' title='Gitmek'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2527706823271099404</id><published>2009-09-01T00:43:00.009+03:00</published><updated>2009-09-01T01:03:16.177+03:00</updated><title type='text'>Güzel Çocuk</title><content type='html'>&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;em&gt;Ne güzel bir çocuksun sen. Ellerin, gözlerin... Sesin ne güzel senin, hırçınlığın ne güzel!&lt;br /&gt;Başında kumral haleli bir deniz taşıyorsun, dalgaları, rengi ne güzel. İçindekileri...&lt;br /&gt;Omzuna dünyayı koysalar çökmez sanki... Öyle güçlü, öyle dik...&lt;br /&gt;Dudağının kıyısında bir kıvrım var, öyle güzel... Güldüğünde derinleşen.&lt;br /&gt;Güzel de bir adın var senin. Üzerine giydiğin en güzel şey o sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel bir çocuksun sen Adam ne güzel...&lt;br /&gt;Adın, sesin, denizin ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazarken: The Gathering-Amity&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2527706823271099404?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2527706823271099404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/ne-guzel-bir-cocuksun-sen.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2527706823271099404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2527706823271099404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/09/ne-guzel-bir-cocuksun-sen.html' title='Güzel Çocuk'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7872186010711996223</id><published>2009-08-31T01:55:00.005+03:00</published><updated>2009-08-31T02:44:57.460+03:00</updated><title type='text'>Tutku-n</title><content type='html'>&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Bazen hiç olamayacak şeylerin tutkunu olur insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara tutkun olur kimisi. Yeni yollara vurur hep kendini. Bazen yol çok dardır kalabilmek için, bazen de geniştir, az gelir dolduramaz ondan önce açılmış boşlukları. Yine gitmek ister, yollara düşmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi acıya tutkundur. Acıtacak insanları alır hep içine. İçini kanırta kanırta gezmelerine razı gelir, ses çıkarmaz. Kıpırdamaz, durur öylece. Karanlık bir ayindir bu, kendini kendine kurban eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine tutkun olanlar vardır örneğin. Aynalarla sevişir. Dünya onun için dönüyordur bu yüzden hiç değişmez o,hep sabittir. Kibiri, güveni hep yerindedir. Şarkılar, tüm tutkulu yazılar onadır. Yalnızdır hep aynalarla sevişenler, kendine yansıyan yalnız insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimelere tutkun olanlar... Onlar karanlık insanlardır. Kelimeleri eğip büküp, kesip küçültüp şekle sokarlar. Ağzınızdan çıkanı siz bile tanıyamazsınız ellerine düşerse... Bazen tapılası insan olursunuz birkaç kafiyede, bazen cehennem çukurunda yanacak bir günahkar. Zordur bu insanlar. İçlerinde savaşlar vardır onların... Kelimeleri koruyan muhafızlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tene tutkun olanlar vardır. Masal insanlar. Bir tende kaybedebilirler akıllarını, ya da başlarına toplayabilirler. Pürüzsüz tenler ülkesinde dolaşmaktan zevk alan masal kahramanıdırlar. Sadece teninizi açtığınızda görebilirsiniz onları, kalplerinizle ilgilenmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın'a tutkundur bazıları. Kadın bir bakışıyla dağıtabilir onları, enkaza çevirebilir. Seslerini çıkarmazlar. Karşı konulmaz bir seramonidir Kadın'ın sesi onların kulaklarında. Derindir, büyülüdür, güçlüdür Kadın. Eğilmek, erimek gerekir içinde, ona karışmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bazıları Adam'a tutkundur, tutkuludur. O'nun hırçın dalgalarına, tüm dünyayı taşıyabilecek omuzlarına, bir devri kapatabilecek kelimelerine... Öyle asildir ki Adam, susması bile bir başkadır O'nun. Çok birşey istemez insan böylesi bir Adam'dan. Sadece kanat olsun ister. Uçtuğu, yüzünü bulutlara değiştiği her anda sırtındaki kanatlar olsun ister. Böyle asildir adam, kanat olabilecek, bulutlarla sevişebilecek kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutkundur insanoğlu. Olmayacak şeylere. Olamayacak insanlara. Sahip olamayacağı kanatlara... Ve uslanmaz insanoğlu. Bile bile koşacaktır, tutkularına varana dek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaki taşlar? Onlar sadece çakıllardır. Küçük, çelimsiz çakıllar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;O'na, bana, şuna&lt;br /&gt;yazarken: Staind-Its Been A While&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7872186010711996223?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7872186010711996223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/tutku-n.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7872186010711996223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7872186010711996223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/tutku-n.html' title='Tutku-n'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5878677062073038458</id><published>2009-08-28T01:29:00.006+03:00</published><updated>2009-08-28T15:53:09.123+03:00</updated><title type='text'>Kumral Dalgalar &amp;Hırçın Toprak</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:georgia;" &gt;Böyle yapma ne olur... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:georgia;" &gt;Sen böyle yaptığında saçlarımda rüzgarlar geziniyor. Öyle güçlü oluyorlar ki aklımda sabit birşey bırakmıyorlar. Herşey ama herşey darmadağın oluyor. Toz duman oluyor. Duvarlarım, sınırlarım, sözlerim, hiçbir şey sabit kalmıyor. Sen bir kez aşık olduğunda benim hayatımda herşey yer değiştiriyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:georgia;" &gt;Biliyorum, nefesini tuttun ve hazırsın onun kumral dalgalarında boğulmaya. Hazırsın. Bir adımda girivereceksin içine elini tutmasam. Hiç boğuşmadan salıvereceksin kendini. Nasıl bu kadar gözü kara olabiliyorsun? Ve nasıl bu kadar düşüncesiz? Sen nasıl, sen onu nasıl?? Yok artık sana sorum da lafım da. Hırçın bir kadınsın sen. Herkesi yaralıyorsun, beni, onları. Karşına geçen herkesi. Korkuyorum hıncından. Kendini acıtıyorsun en çok. Parça parça oluyorsun imkansızlıkların karşısında. Öyle şeyler olsun istiyorsun ki, tutkunu olduğun dalgalar yüzüne yüzüne vursun istiyorsun. Acısına da katlanıyorsun, şaşırıyorum dayanma sınırına. Ama dalgaları sürükleyecek rüzgarın yok, kıyın yok, denizin yok en kötüsü. Bunu anladığında hırçın, çorak bir toprak oluyorsun. Aniden yarıkların, yaraların oluyor teninde. Acıyorsun, acıtıyorsun. Teninde güller açmıyor dikkatli dokunuşlarla ve kimsenin gözyaşına bakıp da yumuşatmıyorsun kendini. Onlar sana aktıkça kuruyorlar, kurutuyorsun herkesi. Daha da sertleşiyor tenin, derin ufalanıyor sanki. Parça parça kopuyorsun kendinden. Toz olana dek ayrışıyorsun... Uçuşana dek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:georgia;" &gt;Şimdi yine kuruyorsun kadın. Sana uzatılan dokunuşları bir hışımla itip dibi boyluyorsun, yerin en dibini. Sen bunu gördün, yaşadın, biliyorsun. Öyleyse neden bu tutkun? Neden yine kopuyorsun kendinden? Kumral dalgalar asla çarpmayacak tenine. Yüzündeki cehennem çukurunda asla gezmeyecek elleri ve kulağında hüzünlü bir hicazdan öteye gidemeyecek ritmik sesi. Ona her baktığında dağılacaksın. Hatta belki bakamayacaksın. Kendini bilmelisin. Dengede durmalısın. Küçük, verimi teninde gizli bir topraksın sen. O dalgalı bir deniz. Bir arada olmanız imkansız. Ya sen onun içinde eriyip kum olmalısın ya da o senin teninde tüketmeli kendini... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:georgia;" &gt;Deniz ve toprak. Ne uzaksınız, ah ne uzak!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-style: italic;font-family:georgia;" &gt;Kendime&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(192, 192, 192); font-style: italic;font-family:georgia;" &gt;yazarken: Lamb-Gabriel&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5878677062073038458?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5878677062073038458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/kumral-dalgalar-toprak.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5878677062073038458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5878677062073038458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/kumral-dalgalar-toprak.html' title='Kumral Dalgalar &amp;Hırçın Toprak'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5152044560224792810</id><published>2009-08-20T15:22:00.005+03:00</published><updated>2009-08-20T16:11:12.463+03:00</updated><title type='text'>Hayalci Çocuk</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Kendini toparlayıp yola devam edebilme yetine hayranım senin. Korkunç bir kararlılığın var. Kafana koyuyorsun ve o güne dek ne yaptıysan ne emek verdiysen umurunda olmuyor. Bu yüzden sabit kalamıyorsun hiçkimsede. Ufak çocukluklar yetiyor kalkıp olay yerini terk etmene. Çocuk parkına hapsedilmiş 70lik bir nine gibi hissediyorsun kendini onların bağırışları arasında. Yanına sokulmaya çalışan sevimli çocuğa yüz vermiyorsun, topu sana atanın da topunu kesip çöpe atıyorsun. Salıncaktakini önce havalara uçuruyorsun. Sonra arkasından çekilip "kendi kendine" uçmasını seyrediyorsun. Bazen anne gibisin dizi kanayan çocuğa bazen de huysuz bir nine oyun oynamak için peşinde dolanan oğlana. Ve böyle anlarda sen çantanı alıp gitmeye karar veriyorsun bütün bu oyuncuları geride bırakıp. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;İşte yine bunu yapıyorsun. Gittin, gördün. Yine bir çocuk parkı ve yine sen. Kendini toparladın hemen. Ve bugünlerde terk etme hazırlıklarındasın. Ama kısa bir zaman istiyorum senden, söyleyeceklerimi dinlemen için. Daha ne kadar terk edeceksin? Daha ne kadar ufak çocuklukları dev sorunlar yapıp terk etmeye meyilli yaşayacaksın? Sen gitmeye karar verdiğinde, her ne nedenle olursa olsun, kimse hesap soramıyor sana. Tehlikeli bir dilin var senin. Konuşmaya başladığında tatlı tatlı, zehirliyorsun insanları. Önce gözlerini kör ediyorsun, sonra zehir içlerine işliyor. Bir laf edemez oluyorlar. Zehirli dilini kesip atmalısın artık. Bak ardında kalan cesetlere, tüm bu koku, bu ölü bedenler silsilesi altında nasıl çantana sarılıp herşeyi doğru yaptım huzurunu içinde taşıyıp gidebiliyorsun? Ne huzurlu bir katilsin sen?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Gitmeyi kafana koydun madem, git. Ama lütfen bu kez gittiğin yerde bir çocuk kahramanı olup kal. Bekle sakince dönsün herşey etrafında. Sen sabit kal. Değişmiyorsa hiçbir şey çocuk ol sen de. Çocukça düşün. Belki o çocuklardan biri büyür ve küçükken olmak istediği kovboy olur. Eteklerini savura savura çocukça masallardan çıkarsın. Gün batımında ilerlerken siz, tüm çocuklar senli masallarını bitirip uykuya dalar... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Olmaz mı? Neden olmasın... Sadece hayaline sadık kalacak bir "çocuk". Tüm gereken bu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Kendime&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5152044560224792810?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5152044560224792810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/kendini-toparlayp-yola-devam-edebilme.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5152044560224792810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5152044560224792810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/kendini-toparlayp-yola-devam-edebilme.html' title='Hayalci Çocuk'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5581496288104730079</id><published>2009-08-16T14:44:00.003+03:00</published><updated>2009-08-16T15:25:53.002+03:00</updated><title type='text'>Terzi</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Anlamıyorsun değil mi? Hiç anlamıyorsun ve hiç anlamayacaksın. Bazı insanlar bazı insanlar için biçilmiş kaftan değildir. Olmaz üzerine o senin. Ne bileyim, büyük gelir kolu. Omuzları dar gelir. Olmaz sana. Ya da küçük gelir kimileri. Hem boyları küçüktür hem kalpleri. Olmaz sığamazsın sen onların dar kalıplarına. Genişsin sen. Trenlerde aşınıp yıpranmayacak güçte kumaşlar lazım sana. Ağlamaktan üzerine döktüğün şarabın lekesini seve seve taşıyacak kumaşlar. Ve kir tutmayacak zamanın tozuna karşı, kirlenmeyecek. Seni de kirletmeyecek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Ben kulağına bunları fısıldadıkça sen ne yapıyorsun? Yüzüne o bilmiş ifadeni takıp alıyorsun eline makası, iğneyi, ipliği... Çok bilirmiş gibi kopan şeyleri tekrar birleştirmeyi, daldırıyorsun iğneyi kalbine doğru. Ama pamuk ipliğine bağlı herşey. Görmüyorsun. Sen birleştiriyorsun, o kopuyor. Kopmak için yaratılmış o gör artık, birleşik hayat yaşayamıyor. Başında deli bir rüzgar var. Savuruluyor. Hangi dala konsa bir yırtık oluyor kumaşında. Rüzgar onu tekrar sana attığında sen yine yılmıyorsun, elin küçük dikiş kutuna gidiyor hemen. Görüyorum gözlerindeki ışığı, kopartamıyorum iplerini elinden alıp. İnanıyorsun çünkü. İnanıyor ve sonra yine kopuyorsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Bazen parçaları toplamaktan vazgeçtiğini görüyorum. Sakince iğneni, ipliğini koyuyorsun yerine. Parlak makasını çıkarıveriyorsun aniden. Hiç huzur vermiyorsun yani bana... Güzel şarkılar söyleyip yatırıyorsun dizine onu. Ve uyuduğu anda başlıyorsun makası vurmaya. Kesip biçiyorsun. Herkese açık olan kolunu sana kadar yapıyorsun. Boyunu da kısaltıyorsun senden ileri olmasın, herşeyi görmesin diye. Sonra bir de omuzlarını daraltıyorsun, kimsenin ona ihtiyacı olmasın istiyorsun. Sonra sana bağımlı bir çocuk adam yarattığını görüyorsun. Eklemeye çalıştıkça kestiğin parçaları iplerin kopuyor. Olmuyor eskisi gibi. Ve atıyorsun onu da tavan arasına. Doğurduğun çocukları terk etmemelisin diyecek oluyorum sana, öyle bir kırılıyorsun ki önümde toplayamıyorum seni günlerce. Diyemiyorum... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Bugünlerde, elinde sonbahardan kalma bir kumaş var. Ve bu sefer de biliyorsun. Bu kaftan da sana göre biçilmemiş. Bu sefer dinle beni. Ellerin delik deşik olmasın istiyorum, kötü niyetim yok. Biliyorum seni. Üstüne giymek isteyeceksin bu Ekim kokulu kaftanı. Askıda durması içine yatmayacak. Etrafında gezineceksin bütün gün. Uzaktan bakmak yetmeyecek, yetinmeyeceksin. Ama üstüne giymeye kalkarsan delik deşik eller ve hayal kırıklıklarınla kalacaksın. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Korkuyorsun bugünlerde, biliyorum çok da istiyorsun onu. Onun Ekim havasını, tenine değmesini... Sana göre değil o anla. Bağların tutmaz onu, rüzgarıyla birlikte yaşar o. Duyuyorum seni. Eteklerimde rüzgarlarla yaşamaya alışkınım ben diyorsun. Sen ve şu gözü karalığın... Bu sefer bekle bari, o küçülene sen büyüyene dek... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;Belki o zaman öğrenirsiniz giysilerinizden kurtulup "çıplak" kalabilmeyi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:georgia;" &gt;B.'a&lt;br /&gt;yazarken: Şebnem Ferah - Bırak Kadının Olayım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5581496288104730079?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5581496288104730079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/terzi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5581496288104730079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5581496288104730079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/terzi.html' title='Terzi'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3161518467074923087</id><published>2009-08-14T16:19:00.004+03:00</published><updated>2009-08-14T17:09:46.231+03:00</updated><title type='text'>Gitme-lisin, lütfen.</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ne hayatımda ol, ne aklımda. Kokunu da alabilirsin üzerimden artık. Kendimle barıştım. Şarkıları da dinliyorum kulaklarım patlayana dek ses verip hem de. Ve boğazım yırtılana kadar eşlik ediyorum onlara. Gözlerimden yaşlar geliyor sonrasında, ama biliyorum canım acıdığından. Yoksa etkilemiyor artık ne sen ne şarkıların ne de kokun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İstanbul da benim artık. Seninle olan bölümünü boğaza attım, bir martıya yem oldun. Gözümden dökülenleri de balıklar yedi. Üzerimden ellerini çektim, attım. Çingene çocuklara oyuncak oldu. Başımı yasladığım omuzlarını da bir durakta unuttum. Evsiz adama yastık oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Beyoğlu şarapçısına emanet gülünü geri verdim, bir de şişeleri tokuşturduk seni öldürmem şerefine. Sonra sigara aldığın evsiz gence rastladım. Bu sefer ben istedim aynısından bir tane ve önce içime alıp sonrasında üfledim seni İstanbul'a. Toz oldun, kül oldun, savruldun boğaza doğru. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Evime geldiğimde hafiflemişti herşey. Son olarak kendimden ayırmalıydım seni. Soyundum yavaş yavaş. Önce omzumdan başladım izlerini silmeye. Derin bir kızarıklık kaldı geriye. Sonra dudaklarımı sildim hoyratça. Kanatana dek, paramparça edene dek ovdum. Kanlı bir yol çizdin kendine dudaklarımdan göğsüme doğru. Sonra makasa koştu elim. Dalgalarının hırçınlığına aldırmadan vurdum makası siyah saçlarıma. Elinin dediği her yeri yok edene dek kestim onları da. İşim bittiğinde siyah bir deniz oldu ayaklarımın dibinde. Siyaha boyanmış hırçın dalgalı bir deniz. Sıra gözlerime gelince düştü makas elimden. Yüzümü gördüm. Kısacık saçlarım, ağlamaktan boyası akmış ela gözlerim, 'kan kırmızı' sıfatını layıkıyla hak eden dudaklarım ve dudaklarımdan dökülenlerden kana bulanmış göğsüm... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: georgia; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gördüm. Kendimi, çabalamanın boşuna olduğunu. Seni dağıttıkça içimden dört bir köşeye çoğalıyor, çoğalıyor ve daha güçlü oluyorsun. Senden arındırdığım içim yolda omzuna yaslanan evsizi görüyor, çingene çocukların elinde ellerini... Bulutlar gibi, nereye gidersem gideyim yeryüzünde her yerde sen oluyorsun tam başımın üstünde. İzin ver artık, özgür kalayım. Çık içimden. Bırak beni, lütfen. Gözüm arkada kalmayacak söz, herşeyi hazırladım ben. Bir nefes gibi çıkıp uçup gidiver işte! Gitme-lisin artık, sıkışıyoruz içimde. Kendimi yaşatmak için seni öldürmeliyim, kanıma daha fazla karışmadan çıkmalısın içimden.  Anla artık, bırak beni lütfen. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3161518467074923087?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3161518467074923087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/gitme-lisin-lutfen.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3161518467074923087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3161518467074923087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/gitme-lisin-lutfen.html' title='Gitme-lisin, lütfen.'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6046863232963326361</id><published>2009-08-04T03:54:00.003+03:00</published><updated>2009-08-04T04:01:56.859+03:00</updated><title type='text'>Terk-i Hülya&amp;Terk-i Akın</title><content type='html'>Objektif ölümlere sığınan kadransız kadın&lt;br /&gt;Bu orgazm ikimize fazla&lt;br /&gt;Dedi adam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın kendini aramaktan daha dönmemişti&lt;br /&gt;Adam umudunu kaybetti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüğün ağır başkaldırısı altında ezilirken&lt;br /&gt;Rüyasızlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha neyleyim!&lt;br /&gt;Bana yetecek kadar ancak bu beden&lt;br /&gt;Fazlası değil&lt;br /&gt;Sana gelemem&lt;br /&gt;-dedi kadın-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam baktı&lt;br /&gt;Göz uçurumlarından iki bulut yaş aktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;______________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirleriyle sevişen adam&lt;br /&gt;Tüm bu iç çekişler ikimize de fazla dedi kadın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklına düşmüştü ya adamın bir kere,&lt;br /&gt;Ama acımıştı çok sonraları kalbi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıdan kaçtı, adamdan kaçtı, kendinden kaçtı&lt;br /&gt;Gemilere binip denizler geçti…&lt;br /&gt;Yalnızlıklar seçti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel artık,yorgun bu beden!&lt;br /&gt;Bak şiirlerim, kafiyelerim, sensiz sevişmelerim&lt;br /&gt;Önünde her şey, herşeyim&lt;br /&gt;Neden yetinmezsin neden?&lt;br /&gt;-dedi adam-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın güldü,&lt;br /&gt;Dudaklarından mavi düşler döküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Akın&amp;amp;Hülya Mert&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ikili şiir denemeleri, birbirini tamamlamalar, yarım bırakmalar...)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6046863232963326361?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6046863232963326361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/terk-i-hulya-akn.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6046863232963326361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6046863232963326361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/terk-i-hulya-akn.html' title='Terk-i Hülya&amp;Terk-i Akın'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3612021036413279641</id><published>2009-08-02T02:57:00.006+03:00</published><updated>2010-07-03T12:57:54.456+03:00</updated><title type='text'>Taş</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: courier new;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Keşke hatırlasam o anı. Ben geldiğimde yüzüme bakışını, elimi tutuşunu. Yüzünde gülümseme var mıydı mesela merak ediyorum. Derin bir huzur oldu mu içinde ben geldim diye? İlk değildim senin için. Ama yine de heyecanlı mıydın, ağladın mı hiç? Ya da bilmem ki, herkes kadar mutlu oldun mu?&lt;br /&gt;Seninle ilgili hep hatırlamak istemediğim anılarım var. Her hatırladığımda gözlerimi sıkıca kapadığım anılar. Yüzümün ıslandığı, nefesimin kesildiği anılar. İstemedikleri halde gitmek zorunda olanları düşündükçe senin isteyerek gitmiş olman canımı yakıyor. Özeniyorum başkalarına. Keşke sen de ölmüş olsaydın diyorum bazen, o zaman ağlayacak bir taşım olurdu. İstediğim zaman sarılacağım hatta ona çiçekler götüreceğim. Ama sen ne yaptın? Bir öğlen vakti kapıda dikildin ve tek laf etmedin. Boyalarım elimde, bekledim savunmanı. Mavi bir gökyüzü boyuyordum bizim için. Sen mavilerimi siyaha döndürdün suskunluğunla. Hoşçakal bile demedin bana, çantanı bile almadın. Gittin. Boyamaları çok sevmedim o günden sonra. Kırmızı çatılı koskoca bahçesinin üstünde mavi bulutların gezdiği şirin evleri de. Çünkü bir daha hiç mavi bulut görmedim evimin üstünde. Bu yüzden bazen içimdeki nefrete yenilip keşke ölseydin, öyle gitmiş olsaydın diyorum. Ama sonra çok ağlıyorum, ölseydin ne yapardım diye. Ölme sen en iyisi. Böyle uzakta kal ama taş olma.&lt;br /&gt;Bazen içimdekileri döküp sayıyorum. Hep eksik çıkıyorlar. Mesela ilk yaram yok hiç senin sardığın. Sonra senin öğrettiğin şarkılarım yok. Hiç fotoğrafım yok koynuna sokulduğum. Yokluklardan varlıklar oluşmuyormuş, anlıyorum sonrasında. Oysa senin gibi birine aşık olmak isteğim olsaydı, senin bakışını hiç kimsede bulamasaydım mesela... Senin gibi birini arasaydım da senin yerini kimse tutamasaydı... Hiçbiri yok. Ne böyle isteklerim oldu ne de beklentilerim. Çünkü sen o gün giderken beklentilerimi, isteklerimi, öğreteceğin şarkıları, herşeyi alıp gittin bütün eşyalarını bırakıp. Eşyalarla dolu bir evde anısız kaldım.&lt;br /&gt;İnsanlar içinde hastaymışsın gibi davranılmayı birgün olsun yaşa isterdim. Terk edilmiş o, bırakıp gitmiş biliyor musun, o yüzden böyle asabi, böyle mutsuz dediklerini ister istemez duymanı ve o an beni anlamanı isterdim. Belki dedikleri gibidir. Belki gittin diye böyleyim. Böyle sert bir kabuğum var üstümde dış dünyaya karşı. Belki beni saracak kollar olmadığından kendime kabuk bağlayışım. Nasıl zor terk edilmiş olmaktan dolayı her zaman güçlü olduğunu kanıtlamak. Aslında onlardan farklı olmadığını, geceleri korkmadığını anlatmaya çalışmak... Sevdiğim her erkekten önce senin yerini doldurmalarını beklemek... Ne zor ne sancılı bilmeni isterdim. Küçücük ellerimi senin ellerine sığdırmayı nasıl isterdim... Hala ellerimi sığdıracak avuçlar bulamamam ben. Hep birbirini sarar onlar okul yolunda, şehirler arası terminallerde. Bayramlarda önce kendi kendilerini öperler.&lt;br /&gt;Çok kızgınım sana. Bağırıp çağırsam, ağlasam, yüzüne tükürsem avam bir kız olup yine geçmez içimdekiler. Çünkü bana hiçbir şeyimi geri veremezsin. Artık dönsende bulutları mavi yapamazsın. Ellerimi saracak ihtişamda değil avuçların. Ve sana hayran olup da aşık olamam kimseye. Hatta varlığına inanmayı bırakmıştım uzun zamandır, inan bana. Ama sonra duydum canını acıtmışlar. Yandım o zaman. Orada olsaydım savunurdum seni. Atlardım önlerine, annen olurdum senin. Hepsine hak ettikleri dersi verdikten sonra alır seni evimize giderdim. Göğsüme basardım terli başını, ağlar açılırdın. Ama koruyamadım seni. Annen olamadım. İzin vermedin. Yanıyorum günlerdir. Ama tek kelime de edemiyorum sana. Sen gittin çünkü, yalnız kalmayı sen istedin. Herşeyimi alıp gittin. Hakkında hiçbir şey bilmediğim en yakınım oldun.&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Taş olmanı diledim bu gece yine baba, sonra çok ağladım.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3612021036413279641?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3612021036413279641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/tas.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3612021036413279641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3612021036413279641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/08/tas.html' title='Taş'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6981619442423320354</id><published>2009-07-01T00:04:00.005+03:00</published><updated>2010-07-03T12:59:28.927+03:00</updated><title type='text'>O Çok Sevdiğim Renkli Gözlü Çocuk</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;Şimdi ben sana sen çok değiştin diyeceğim. Ben cümlemi bitirmeden sen önüme tonlar dolusu bahanelerini dökeceksin. Ben onların altında nefes almak için uğraşırken sen bir de hüznünü ekleyeceksin. Ezileceğim. Tam üstümdekilerden bir an olsun kurtulup sana yanlış anladığını izah etmeye çalışacakken sen saçlarını yüzüme sa-vurup oyuncaklarını da alıp gideceksin. Ben yine yalnız kalacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Çok sıkıldım karanlık odalarda kendimi eğip bükmekten. Kendimi azaltıp çoğaltmaktan. Kendi kendimin oyunu, oyunbozanı olmaktan. Artık kaçmadan, korkmadan, kırılmadan oynayabilelim seninle istiyorum. Elindeki aynayı paramparça edip bana bak istiyorum. Bak buradayım. Uzun yıllar önce bakmaktan vazgeçtiğin ben. Benim işte. Tam karşındayım. Gözlerini biraz kısarsan görebileceksin. Küçüldüm nitekim. Büyüdükçe küçüldüm. Elleri gözleri kocaman bir çocuk oldum. Büyük gibi seven, büyük gibi sevişen, ama tüm bunlardan sonra yeni yetme çocuklar gibi ağlayan biri oldum.&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Şey ben, gel otur şöyle. Ben çok düşündüm bunu. Kaldırma hemen kaşlarını. Sakin ol. Ben sitem etmek istemem sana. Şey sen, kızma ama...&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Çok değiştin sen. Benim o çok sevdiğim renkli gözlü çocuk değilsin artık. İzninle oyuncaklarımı çöpe döküp geliyorum hemen...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6981619442423320354?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6981619442423320354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/07/o-cok-sevdigim-renkli-gozlu-cocuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6981619442423320354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6981619442423320354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/07/o-cok-sevdigim-renkli-gozlu-cocuk.html' title='O Çok Sevdiğim Renkli Gözlü Çocuk'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-133530078001651504</id><published>2009-06-24T13:59:00.005+03:00</published><updated>2009-06-24T15:04:02.399+03:00</updated><title type='text'>Ölü Dervişler</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sen sustukça küfürler biriktiriyorum kumbaramda sana. Hepsini bir solukta harcayasım var. Bozdurup tozlu raflı bakkallarda terbiyemi derviş sabrıyla ekliyorum kara kutuya. Bazen dervişi öldürüp sabrını çalıyorum ve annesi ağlıyor peşinden. Anasını ağlatıyorum sabırlı dervişlerin. Gömüyorum dervişi yerin ta dibine. Sabrını da satıp bit pazarlarında kazandığım sabır bozukluklarını da ekliyorum kumbarama. Sen hep susuyorsun tüm bu dervişler ölüp sabırlar satılırken. Susuyorsun, susuyorsun... Bir bıçak kapıyorum çekmeceden. Küfürlerimle biliyor, biliyor ve "biliyorum". Sokulup sessizliğinin yanına deşiyorum bilenmiş bıçağımla suskunluğunu. Kan akmıyor, ses çıkmıyor. Biliyorum, "biliyorum", ağzını bıçak açmıyor. Koşup yıkıyorum ellerimi sonrasında. K-ovalıyorum kırmızı renkleri tenime ulaşmak için.&lt;em&gt; &lt;/em&gt;Sonunda görüyorum. Yıkanmış, arınmış ak pak kendimi. Sonra seni görüyorum. Dilini yutmuş haşarı çocuk. Ve ilk kez çocuklardan nefret ediyorum. Derime gömüp tırnaklarımı sessizce geçiyorum yakınından. Hiç olmamış gibi, hiç yokmuşsun gibi, hiç yaşamıyormuşsun gibi... Sabırla uykuya dalıyorum küfürlü kumbaramı yanıbaşıma alıp. Örtmüyorum üstümü. Açık kalsın herşey istiyorum. Kızgınlığım, hıncım, hırsım... Duvara dayıyorum ayaklarımı. Uzun bir gece kor üstünde dans etmekten yanıyorlar nitekim. Duvarla sevişiyoruz sonrasında. Pürüzsüz tenlere hasret bir adam gibi keşfe çıkıyor Pamuk Ten ülkesinde. Dilediği gibi koşturuyor, dilediği gibi dinleniyor. Yoruluyor bu uzun seferden bir süre sonra. Gömülüyor yine binanın içine, dönüyor arkasını. Güneş doğuyor kırmızı bir fonun ardından. Aralıyorum gözlerimi ayaklarım duvara dayalı. Bavulunu toplayıp minik, tatlı sürprizler yapmak için denizli şehirlere gidişini duyuyorum uzandığım yerden. Sürprizler yapmayı çok seven haşarı çocuk.&lt;br /&gt;Sokuluyorum edepsiz küfürlerime, ekliyorum içlerine yenilerini... Ve sonra düşünüyorum sıradaki sabırlı dervişi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.'e&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-133530078001651504?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/133530078001651504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/olu-dervisler.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/133530078001651504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/133530078001651504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/olu-dervisler.html' title='Ölü Dervişler'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2229707296941608757</id><published>2009-06-16T01:48:00.008+03:00</published><updated>2009-06-17T02:15:51.136+03:00</updated><title type='text'>Kırmızı Bir Düşmüş</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;-Öldür onu, dedi Adam Kadın'a. Onu öldür ve kurtul. Baksana nasıl da zehirliyor seni. İçinde geziniyor ve seni mutsuz ediyor. Eğer o kendini öldürmüyorsa bunu sen yapmalısın.&lt;br /&gt;İnandı Kadın. Yaparım sandı. Elleri kana alışkındı. Bıçağına davrandı. Metalin soğuk teninde kendini gördü, acıdı. Yüzünde inanmış ifadesiyle yürüyordu evin içinde. Ayakkabılarını geçirdi çıplak ayağına. Yanına hiçbir şey almadı. Hiçbir şey bu talihsiz cinayete tanık olsun istemiyordu. Kapıdan çıktı sessiz savaş çığlıklarıyla. Öyle çok bağırdı ki duymadı kimse. Kimse tanık olmadı. Kadın bir cinayete koşuyordu, kimse dur demedi. Koştu, koştu. Sağa döndü, sola döndü. O'na döndü... Dönüp durdu Kadın. Başı döndü sonunda, yığıldı yolun ortasına. Kimse görmedi. Kadın O'na dönüyordu, kimse dur demedi. Dizlerinin sıyrıklarına aldırmadan devam etti yoluna. Hızlı hızlı, yavaş yavaş. Sıyrıklarından kan sızıyordu. O kan onun içine sızıyordu. Canı acımıyordu. O hiç acımıyor gibi görünüyordu. Hiç acımıyormuş gibi görünmekten canı yanıyordu oysaki. Kadın'ın canı yanıyordu, kimse birşey demedi. Son anı sokağından geçip şehri terk etti. Uzun ağaçlık yolda inancını yokladı. Yerindeydi. Yaklaşıyordu. Katil cinayet mahaline yaklaşıyordu tüm polisler kadınlarının koynunda şekerli bir uykuya yatmışken. Ve evi gördü. Beraber yürüdükleri yolları tek başına yürüdü. Ufak istemsiz bir gülüş yerleşiverdi yüzüne. Yanağında istemsiz çukurlar oluştu, O'nun pek sevdiği...&lt;br /&gt;-Uyuyordur şimdi. O'nu u-yandırmadan öldürmeliyim. Fark etmemeli. canı yanmamalı. Acımamalı. Tanrım, yardım et.&lt;br /&gt;143 numaralı kapı. Bahçe kapısı zorlanmadan açıldı. Hiç ses çıkarmadan, kabullenirmişçesine. Elleri titriyordu. Bıçağını sıkıca kavradı. Yapmasa mıydı? Şuan geri dönebilirdi. Herşeyi geride bırakıp koşarak kaçabilirdi buradan. Kimse görmedi. Kimse tanık olmadı. Suçlu da sayılmazdı hem. Adam aklına geldi. İnancı aklına geldi. Yaşamak istiyordu artık nefesi kesilmeden, geceleri rahatça uyuyabilerek... Açtı kapısını O'nun. Boylu boyunca uzanmış uyuyordu. Kıvırcık saçları yastığına dökülmüş, alnı terlemiş... Yaklaştı yanına. Uzun bir zamanını verdiği adama baktı, dokundu. Şekerli kokusunu çekti içine. Tüm geçmişi ve belki geleceği döküldü önüne. Elinin tersiyle itti hepsini. Geçmiş yerlere saçıldı. Paramparça oldu. Kimse duymadı. Kadın geçmişini parçalıyordu, kimse elinden almadı. Dolup taşan gözleriyle yıkadı O'nun günahsız tenini. İnançlıydı ya hani... Sonra kaldırdı bıçağını. Elleri titremedi hiç. Birkaç asrı andıran birkaç saniye boyunca baktı sadece O'na. Ve batırdı bıçağı yaşayabilmek için. Etin kesilen yerinden sızan kanlar her yanı kırmızıya buladı. Elleri kan içinde kaldı. Biraz daha derine batırdı bıçağını. Şimdi kesik yerden sızan kanlar uzun nehirler oluşturuyordu üzerinde. Elleriyle yüzünü kapadı. Yüzündeki çukurlar kanla doldu. Hiç uyanmadı O. Hiç konuşmadı, bağırmadı bu ölümü beklermiş kabul edermiş gibi. Kadın daha fazla dayanamadı. Koştu, kaçtı o evden. Sabah oluyordu. Şehir uyanıyordu. Ellerine bulaşan kan kokusuna şehrin köpekleri takılmıştı. Peşindeydiler. Düşmesini bekliyorlardı. Evine vardığında Adam oradaydı. Biran göz göze geldiler. Gözlerindeki inançla başardığını gösterdi Adam'a.&lt;br /&gt;-Öldürdüm O'nu yaşayabilmek için, dedi.&lt;br /&gt;Derin bir nefes alıp masaya sarıldı olağanca gücüyle. Aynada kendiyle göz göze geldi. Sol göğsünden sızan kanlar elbisesini kırmızı bir nehre döndürmüştü. Gülümsedi hiç acımıyormuş gibi.&lt;br /&gt;-İçimdeydi O, önce içimde ölmeliydi, dedi Adam'a...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden gece geldi, sabahı kovup.&lt;br /&gt;Birden nefesi kesiliverdi.&lt;br /&gt;Birden düştü.&lt;br /&gt;Kadın bir düştü, kimse uyandırmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2229707296941608757?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2229707296941608757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/krmz-bir-dusmus.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2229707296941608757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2229707296941608757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/krmz-bir-dusmus.html' title='Kırmızı Bir Düşmüş'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-9074314403337580322</id><published>2009-06-09T03:34:00.005+03:00</published><updated>2009-06-09T04:18:34.720+03:00</updated><title type='text'>Denge-siz-siniz! / Günlüklerden Alıntılar</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öyle eminsin ki kendinden. Öyle tereddütsüz atıyorsun ki adımlarını beni hasta ediyorsun, güvenimi sarsıyorsun. Çünkü artık ne yapacağını kestiremiyorum. Hergün beni şaşırtıyorsun. Küçük oyunlarını oynayıp karşıma geçip bir de alaycı "yaptım işte n'olmuş" gülüşün yok mu... O an aynaları yere vurup parçalarmış gibi o küçük yüzünü parçalamak istiyorum. O tanrısal gülüşü sökmek istiyorum yüzünden. Kesip almak istiyorum. Sonra yüzün kan içinde yüzerken sana yeni bir yüz dikmek istiyorum güneşe dönük pencere altında. Daha renkli, daha masum, daha temiz. Kirletiyorsun kendini. İçini çamura buluyorsun. Sana yapma diyorum. Gitme diyorum. Dokunma diyorum. Bana o koskoca gözlerinle bakıp pişmanlığını ellerime tutuşturuyorsun. Seni her defasında affediyorum ama ne zaman arkamı dönsem sen sana diktiğim yüzü yırtıp koşa koşa gidiyorsun ruhsal oyunlarına. Başkalarının oyunlarına konuk olma. Aniden oyuna dahil oluyor, en iyi performansını sergileyip eteklerinden yıldızlar döküyorsun herkese. Ve oyun bittiğinde yine o farkedilmeyen insan olmak istiyorsun. Herşey normalmiş gibi, yaptığın herşeyde haklıymışsın gibi rahatlığın yok mu bir de! Beni delirtiyorsun. O an seni görmek istemiyorum. Hayatımdan çık istiyorum. Öl istiyorum. Sinirlerimi bozuyor, beni alt üst ediyorsun. Artık duru ol istiyorum. İçine başkalarını alma. Onlar sana ait değiller ve asla olmayacaklar. Onlar çoktan başkalarıyla karışmış. Sen ne yaparsan yap onları saf halleriyle alamayacaksın içine. Seni bulandırmaktan başka bir şeye yaramayacaklar. Elini bile sürme onlara, bırak kendi içlerinde kalsın. Kendi renklerini kendileri seçsinler.&lt;br /&gt;Beni üzme artık. Nefessiz bırakma. Yorma. Lütfen, bu oyunu sevmiyorum. Anla beni. Bırak artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-9074314403337580322?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/9074314403337580322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/denge-siz-siniz-gunluklerden-alntlar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/9074314403337580322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/9074314403337580322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/denge-siz-siniz-gunluklerden-alntlar.html' title='Denge-siz-siniz! / Günlüklerden Alıntılar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3781463242082999723</id><published>2009-06-04T20:15:00.005+03:00</published><updated>2009-06-04T20:42:29.565+03:00</updated><title type='text'>Çek İçine</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çek içine!&lt;br /&gt;Sonsuzluğa ulaşmak için önce tükenen olmalısın&lt;br /&gt;Bembeyaz tozların içinde karalara bürünürken gözlerin&lt;br /&gt;Korkma, bak yanındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çek içine!&lt;br /&gt;Kalan olmak için önce gidebilen olmalısın&lt;br /&gt;Beyninin karanlık sokaklarında koştururken sen&lt;br /&gt;Dur, tam arkandayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çek içine!&lt;br /&gt;Herşeyi görebilmek için önce kör olmalısın&lt;br /&gt;Ruhunun anaforunda yitirirken nefesini&lt;br /&gt;Arala dudaklarını, işte burdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çek içine!&lt;br /&gt;Yalnız kalabilmek için önce kalabalığa karışmalısın&lt;br /&gt;Kapıyorsan eğer perdelerini bitmeden bu edepsiz komedyalar silsilesi&lt;br /&gt;Çıkar maskeni, baktığın her aynadayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çek içine...&lt;br /&gt;Derin bir nefes...&lt;br /&gt;Ve aşkın altın vuruşu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapa gözlerini...&lt;br /&gt;Henüz sabah olmadı...&lt;br /&gt;Uyu...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3781463242082999723?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3781463242082999723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/cek-icine.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3781463242082999723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3781463242082999723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/cek-icine.html' title='Çek İçine'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7965026377282179099</id><published>2009-06-03T15:58:00.003+03:00</published><updated>2009-06-03T16:23:05.028+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir gece sen ruhunu vurmaya karar verdiğinde sana içimi açacağım. Ve sen ruhuna gidecek yolu bulacaksın. İçime gireceksin ve yolunu bulacaksın. Bir yolunu... Gitmenin, kendini yollara döküp ruhunu temizlemenin bir yolunu bulacaksın. Az gideceksin uz gideceksin. Bir var olup bir yok olacaksın. Birgün ruhunu vurmaya karar verdiğinde sen içimde yok olacaksın. İçim seni yok edecek.&lt;br /&gt;Bir gece sen zehirli dilini koparmaya karar verdiğinde elimde yeni bilenmiş parlak bir bıçakla sana geleceğim. Sen dilini kaybettiğinde ben sana sesimi vereceğim. Beni o zaman anlayacaksın. Ne demek istediğimi, sana günlerce anlattığım masalları... O zaman sesimi duyacaksın. Sesim sen olacak. Sen sesim olacaksın. Ve her konuşmanda sesimi duymaktan delireceksin. Ama ben hiç konuşmayacağım.&lt;br /&gt;Sen bir susacaksın. Bir konuşacaksın. Bir var olacaksın. Bir yok olacaksın.&lt;br /&gt;Sen bir sus! Sen bir yok ol!&lt;br /&gt;Lütfen, söz dinle. Uslu çocuk ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Günler sonra, nihayet...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7965026377282179099?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7965026377282179099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/bir-gece-sen-ruhunu-vurmaya-karar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7965026377282179099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7965026377282179099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/bir-gece-sen-ruhunu-vurmaya-karar.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7961050182610498744</id><published>2009-06-03T15:20:00.005+03:00</published><updated>2009-06-03T16:25:23.682+03:00</updated><title type='text'>Denemeler ler ler ler...</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Küçücük bir çocuktun.&lt;br /&gt;Büyüdün, oyunları unuttun.&lt;br /&gt;Şehirler geçtin, kadınlar seçtin.&lt;br /&gt;Ama sen hep tektin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek yürüdün, tek güldün.&lt;br /&gt;Tek başlayıp tek öldün.&lt;br /&gt;Bir vardın, bir yoktun.&lt;br /&gt;Karanlık bir hüzündün.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Belki birgün şarkı olur, belki birgün devamı gelir.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7961050182610498744?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7961050182610498744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/kucucuk-bir-cocuktun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7961050182610498744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7961050182610498744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/06/kucucuk-bir-cocuktun.html' title='Denemeler ler ler ler...'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2154694742233014930</id><published>2009-05-26T22:23:00.003+03:00</published><updated>2009-05-26T22:49:09.506+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;"Senin gibi, içiyle çok konuşan görmedim.&lt;br /&gt;Ben yapamıyorum ya da farkında değilim. Kendi kendimin kontrolünü sağlayamıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22:12 26.05.09&lt;br /&gt;O.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Dış dünyadan içimle kurduğum hastalıklı ütopyaya mektup var. Bunu da naftalinleyip saklamak şart. Güveler, çekilin. Yemeyin anılarımı!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2154694742233014930?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2154694742233014930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/senin-gibi-iciyle-cok-konusan-gormedim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2154694742233014930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2154694742233014930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/senin-gibi-iciyle-cok-konusan-gormedim.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8071540428876709770</id><published>2009-05-26T00:22:00.003+03:00</published><updated>2009-05-26T01:08:25.166+03:00</updated><title type='text'>Kurşuni Renkler'e Bulanmış Bir Çift Ela Göz</title><content type='html'>&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bir sabah saçlarını okşayıpta rüzgar&lt;br /&gt;   İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz;&lt;br /&gt;   Ve güneş aynaya baktığında çizgilerden&lt;br /&gt;   Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz&lt;br /&gt;   Yok olmaz erken daha&lt;br /&gt;   Biraz geç kalın ne olur&lt;br /&gt;   Hiç hazır değilim henüz&lt;br /&gt;   Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha&lt;br /&gt;   Tanıdık değil bana güz&lt;br /&gt;   Yol olamaz dur&lt;br /&gt;   Dur gidemezsin&lt;br /&gt;   Gözlerimin rengi dur&lt;br /&gt;   Bulutlara dönemezsin&lt;br /&gt;   Yok alamazsın beni deli zaman&lt;br /&gt;   Dur ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin&lt;br /&gt;   Yok olmaz erken daha&lt;br /&gt;   Biraz geç kalın ne olur&lt;br /&gt;   Hiç hazır değilim henüz&lt;br /&gt;   Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha&lt;br /&gt;   Tanıdık değil bana güz&lt;br /&gt;   O gün başka renkte ağaracak biliyorum&lt;br /&gt;   Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum&lt;br /&gt;   Ne olur biraz daha zaman verseniz&lt;br /&gt;   Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                          ..."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yarım kalmışlık bir gün beni öldürecek. Biliyorum, artık eminim buna. Son iki gündür bu şarkıyla nefes alıp yine onunla nefessiz kalıyorum. Bittiğinde herşeyi olduğu gibi bırakıp "hoşça kalın" deyip gidecek gibiyim. Derin, sisli bir şarkı. Nasıl düğümlüyor boğazımı anlatamam. Nasıl yarım kalır herşey? Nasıl giderim ben? Olamaz, daha son bir kez öpmedim bile O'nu. Kokusunu çekmedim içime. Saçlarında şöyle bir gezdirmedim ellerimi. Gidemem ben tüm bunları yapmadan. Anneme son bir kez sarılıp onu affettiğimi söylemeden olmaz. Onunla son kez gülüp ağlamadan gidemem. Yeliz'le son kez Sahaf'ta türlü ruh hallerine bulanıp en sonunda düzlüğe çıkmadan olmaz. Son bir gece oturup bizim balkonda kahvemizi yudumlarken yıldızları saymadan olmaz. Ozan'la son kez trene binip 'dondurulmuş anılar' peşinde koşmadan gidemem, imkansız. Ve görmeden onun gözlerimin iz düşümü gözlerini son kez soyunup dökünmeden tüm acılarımızı gidemem. Daha yazacağım birçok şey var. Gideceğim çok yer. Ama birazdan şarkı bitecek. Ve ben gideceğim. Gider gibi olacağım. Hatta bir kaç saniyeliğine gideceğim. Herkesi, herşeyi terk edeceğim. Hem de hiç hazır olmadan öyle dağınık bırakıp yatağımı, bavulumu bile toplamadan. Elime geçirdiğim ilk kıyafeti giyip ve mavi çantamı kapıp gidecek gibiyim. Bu şarkılar insanı mahveder. Öldürür. İşte böyle nefessiz bırakır. Böyle kapatır güneşli mayısın üzerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derin, sisli bir şarkı bu. Dinleyip de kaybolmayanı alnından öpeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;bkz. Sezen Aksu - Kurşuni Renkler&lt;br /&gt;(Şiddetle Göksel yorumu tavsiye edilir. Nitekim onu dinleyip gidiyorum günlerdir.)&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8071540428876709770?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8071540428876709770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/kursuni-renklere-bulanms-bir-cift-ela.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8071540428876709770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8071540428876709770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/kursuni-renklere-bulanms-bir-cift-ela.html' title='Kurşuni Renkler&apos;e Bulanmış Bir Çift Ela Göz'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3823936332677998512</id><published>2009-05-24T13:39:00.005+03:00</published><updated>2009-05-24T14:46:29.939+03:00</updated><title type='text'>İnsan yalnız kalamaz derler ya; beni yalnız bırakın artık, lütfen!</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;   Artık rahatça soyunup giyinmek istiyorum. Müziği son ses açıp dans edip, tepinip sonra da bol bi tişört giyip kitap okumak istiyorum. Yan odadan gelen gereksiz ve ayar eden kahkahaları duymak istemiyorum. Benim yıkanayım da temiz olayım diye girdiğim yerde başkasının iğrenç saçları olmasın istiyorum. İnsanlar arada insan olduklarını hatırlasın da sifonu kullanmayı bilsin istiyorum. Nitekim bi avuçluk suyun içinde bana dik dik bakan dışkılar görmekten artık kusabilirim. Ve kızların birbirlerini nedensiz yere sapıkça görünen bir dürtüyle öpmesini istemiyorum. Karşılıklı alış ama vermeyiş ilişkileri olmasın istiyorum. Artık gözüme bakıp beni anlayan birileri olsun istiyorum. Çünkü iki saat laf anlatmaktan bıktım. Giriş çıkış saatlerimi kontrol etmesinler istiyorum. Kısaca 60 kişilik hayır hayır daha fenası 60 kızın kaldığı yurt meselesinden sıkıldım, daraldım, delirdim.&lt;br /&gt;Üniversite, farklı mekanlar, farklı insanlar, farklı zamanlar, vs vs sebebiyle ortadan ikiye ayrılan dostluklardan nefret ediyorum. Yapmayın, kandırmayın kendinizi. İsteseydiniz kopmazdı hiçbir şey. Yenilerle eskiler arasında denge kuramadınız. Yapamadınız. Olmadı. Şimdi her kafa yapan kadehi size kaldırıyorum. Giden, gidecek olan ve belki gidip de dönecek olan dostlara, dostluklara. Hadi bakalım, dibini görelim herşeyin. Yara-sın.&lt;br /&gt;Annem iyi olsun istiyorum. Artık korkunç düşler görmesin. Suçlamasın kendini. Geçti herşey. Geçmiş gitmiş oldu. Yalnız kalmasın istiyorum. Ama yalnızlığını da doya doya yaşasın. Evrenin yalnışlarını düzeltmeye kalkmasın. İnsan böyle. Renkli. Alacamız içimizde. Bu böyle. Bu yüzden tek renkli olmalarını istemesin onlardan. Biraz sakinleşsin istiyorum. Ayaklarını suya sokup gözlerini bulutlara diksin. Herşey nasıl iyileşecek görsün.&lt;br /&gt;Taşınalım istiyorum. Evet bunu ilk kez istiyorum. Güneş alan koskoca odamı küçük bir odaya değişebilirim. Yollara düşelim, yorulalım. Ama artık eskiyen şehri terk edelim. Anılarımız, acılarımız herşeyimiz orada kalsın. Annem eşyalarını toplasın bir bavula. Ben de kitaplarımı ve sevdiğim kıyafetlerimi alayım. Sonra trene atlayalım. Uzun yolu seçelim, gelişmişliğe inat. Tepecikler, göller görelim. Ve sonunda Sirkeci'de inelim. Sonra bir ev bulalım. Annem her bunaldığında onu sahile götüreyim. Ayaklarını suya soksun. Ve iyileşsin herşey...&lt;br /&gt;Artık şarkılar beni deli etmesin istiyorum. Tek bir şarkıyla nefes alıp diğer şarkıyla nefessiz kalmayayım istiyorum. O'nu hatırlamaktansa herşeyde o gelsin de yeni anılar eklesin istiyorum. Ya da istemiyorum hiçbirşey. O'nla ilgili tek bir şey istemiyorum. İstemiyor muyum? Ciddi miyim? Ya da isyan günü mü bugün? Sakinleşmeliyim. Evet sakin olup sabit bir kafayla düşünmek istiyorum. Ama pek bi sallanıyorum şu ara...&lt;br /&gt;Kafamın içinde gezinen küçük karıncalar binlerce düşünce taşıyor hergün hücrelerime. Ve hücrelerden emilen düş-ünceler kanıma karışıyor. Hızlı hızlı akarken kanımla beraber tüm bunlar vücut isyan ediyor doğal olarak. Küçük bir vücut bu, tüm bunlar için. Anlatamıyorum. Düşer birgün. Kanar kolu bacağı. Canı acır. Ya da en fenası karar verir bir şarkıdan esinlenip "&lt;em&gt;gökyüzüyle sonsuzluğa uyanmaya&lt;/em&gt;".&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Karıncalar, yeter terk edin beni!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3823936332677998512?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3823936332677998512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/insan-yalnz-kalamaz-derler-ya-beni.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3823936332677998512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3823936332677998512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/insan-yalnz-kalamaz-derler-ya-beni.html' title='İnsan yalnız kalamaz derler ya; beni yalnız bırakın artık, lütfen!'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3002747244417323308</id><published>2009-05-23T16:10:00.003+03:00</published><updated>2009-05-23T16:29:32.433+03:00</updated><title type='text'>Renkli Mumlar</title><content type='html'>&lt;em&gt;Bu derece düşüncesiz bu derece kör olduğuna inanamıyorum. Sahte gibisin. Hiç olmamış hiç yokmuş gibisin. Yenilerle eskiler arasında bir denge kuramıyorsun. Sevgin sonsuz değil. Güvenin de. Düşünceli hallerin de. Sen de. Sen de sonsuz değilsin. Hiç büyümeyen koca bir çocuk gibisin. Fark edemiyor musun? Tam yanında o. Ona yüreğini, zamanını, sevgini, herşeyini veriyorsun. Ama onun ne kadar sahte ne kadar siyah olduğunun farkında değil misin? Görmüyor musun? Yapma, gitme ona. O karanlık. Ona gitme. Dur diyorum. Bak yoruldum ben peşinde koşmaktan. Düşebilirim heran. Düşürebilirim seni de gözümde, aklımda, hayatımda en tabana. Yerin dibine gömebilirim seni. İzin verme buna. Ne? İzin mi vereceksin? Nasıl? Seni öldürmeme izin mi vereceksin? Seni gömmeme... Nasıl yaparsın bunu! Oysa biz senle ağlamıştık acımıza.  Sonra çok gülmüştük geçen zamana. Bak nasıldık nasıl olduk demiştik. Hep beraber asılmıştık herşeye. Şimdi sen nasıl? Sen şimdi neden? Nasıl başarıyorsun bunu? Hiçbir şey eskisi gibi değil. Farkındasın. Ben elimden geleni yaparken, küçük renkli mumlar yakarken sana sen onları bir bir söndürüyorsun. Sonra her yer karanlık olduğunda başlıyorsun koşmaya. Ve ben seni artık yakalayamıyorum. Artık eskisi gibi gülmüyoruz, eskisi gibi bakmıyorsun, eskisi gibi dinlemiyorsun. Farkındayım. Herkes farkında. Bir sen! Sen sadece uyuyor, gülüyor, dinliyor, konuşuyor, yaşıyorsun. Sadece bunları yapıyorsun. İstenilen de bu değil midir değil mi? Hayır bu değil. İstediğim bu değil. Duygu yok hiçbirinde. Herhangi biri gibi yapıyorsun tüm bunları. Yoruldum ben. Ve üzgünüm sana bu suçlamaları yaptığım için. Üzgünüm artık aynı gülüşleri paylaşamadığımız için. Zaman akıyor. Ve sen değişiyorsun. Nasıl bu kadar değişken olabiliyorsun, anlamıyorum. Seni her zaman anlayan ben artık anlamıyorum. Anlayamıyorum. Sen karanlığa koşuyorsun ben renkli mumlarımı arıyorum. Artık ilişkimiz mumları söndürüp kaybolmaktan haz duyan çocukla çocuğu mutlu olsun diye elinde küçük kibritler mum yakan anne ilişkisinden ibaret. Ah ne yazık... Ne kadar yazık sana!&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3002747244417323308?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3002747244417323308/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/renkli-mumlar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3002747244417323308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3002747244417323308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/renkli-mumlar.html' title='Renkli Mumlar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1920573509121046271</id><published>2009-05-22T01:50:00.003+03:00</published><updated>2009-05-22T02:09:20.138+03:00</updated><title type='text'>Hiç</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hiç şuanda olduğunuz yere, yattığınız yatağa hatta bardağınızdaki dudak izlerine bile yabancı olduğunuz ve kendinizi kendinize ait hissetmediğiniz oldu mu?&lt;br /&gt;Hiç, hiç...&lt;br /&gt;Hiçbir şey yok. İyiyim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1920573509121046271?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1920573509121046271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/hic.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1920573509121046271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1920573509121046271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/hic.html' title='Hiç'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5514353487086127156</id><published>2009-05-17T01:59:00.008+03:00</published><updated>2009-05-17T02:24:04.854+03:00</updated><title type='text'>Günlüklerden Alıntılar</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;          Şimdi yoksun ve ben kör karanlıkta kendi tenime sarılıp ağlıyorum ve öyle büyük bir yalnızlık ki bu içinden çıkamıyorum. Dünyanın herhangi bir şehrinin herhangi bir evinde ve hatırı sayılır kucaklarında masum rüyalardasın ve benim rüyalarım içlerinde seni barındıramayacak kadar günahkarlar. Rüyalarımın bu amansız günahlardan kurtulamayışından utanıyorum. Henüz bir iki sanrılı rüyada bile yaşatamazken seni kalbime tıkmaya çalışıyorum ve sen amansız bir kaçışa başlıyorsun. Geride kalan yani bizim cümlemizin gizli öznesi BEN. günahlarımdan ve kirli, boğucu bir yapışkan olan yalnızlıktan arınmaya çalışıyorum. Ama eğer gitmeseydin; eğer burada benimle kalıp karanlıklarımla savaşsaydın aydınlığa çıktığımızda yüzüne dokunan bir melek kanadı olurdu. Günden güne aydınlanır, berraklaşırdım. Eğer gitmeseydin başka kucaklarda kendi tenimin soğukluğuna sarılıp ağlamazdım.&lt;br /&gt;         Ve yine gece. Yatağım okyanus mavisi... Açıklarımdan gemiler geçiyor. Düşlerim öyle yorgun ki ellerime uzanamıyorlar ve fark edilmiyorum... Eğer gitmeseydin bu mavilik senin olurdu. Maviliği seninle yaşardık içine farklı renkler katıp. Ama yoksun! Yok! Koca bir ah çıkıyor düşüyor dilimin ucundan yerlere. Hiç duyulmayan bir çığlık atıyorum, boğazım kanıyor sonra kendi kanımda boğuluyorum. Maviliğim küçük bir kan gölüne dönüyor. Bana elini uzat ne olur! Çığlıklarım beni öldürüyor ve buna karşı bile koyamıyorum. Giderken attığın her adım kaybolmuş. Senden tek bir iz yok, yoksun. Nefesin, elin, gözlerin yok. Öykümüz yanmış, her cümlesi her harfi yanmış. Ve bu öykü baştan yanlış. Etken bir cümleyken edilgen olmuşuz. Sen cümlemizden çıkalı anlamımız kaymış gitmiş avucumuzdan. Şimdi yanan öykümüzün uçuşan külleri arasında küçük kan gölümle arıyorum seni. Elini uzat!&lt;br /&gt;          Biliyorum... Birgün bu karabasan bitecek ve sen maviliğe geleceksin. Zaman alacak belki. Çok rüyalar görüp çok rüyadan ayrı düşeceğim. Ve belki boğazımda benden senden çok yara olacak. Belki gözlerimi küller arasında kaybedeceğim. Belki kendi kanımda boğulacağım. Ama biliyorum birgün, birgün sen geldiğinde artık yatağımdaki mavilikte senin de yansıman olacak ve ben kendi tenimin soğukluğuna sarılıp ağlamayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Masalının güzel perisinden O'na&lt;br /&gt;15.08.08 Cuma 01:51&lt;/span&gt; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5514353487086127156?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5514353487086127156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/gunluklerden-alntlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5514353487086127156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5514353487086127156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/gunluklerden-alntlar.html' title='Günlüklerden Alıntılar'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7540729677729232574</id><published>2009-05-15T00:14:00.002+03:00</published><updated>2009-05-15T00:21:27.948+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Ha ha ha! Ailemizin küçük kızı, her işin ustası, pek marifetli yazıları, dost canlısı, ah bir de asılmaya görsün o suratı...&lt;br /&gt;Tebrikler sana tebrikler! Az zamanda çok iş başardın. Tebrikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;dipnot/çuk: Bu bir iç dökmedir, karışmayınız.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7540729677729232574?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7540729677729232574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/ha-ha-ha-ailemizin-kucuk-kz-her-isin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7540729677729232574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7540729677729232574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/ha-ha-ha-ailemizin-kucuk-kz-her-isin.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4564072171085521709</id><published>2009-05-14T21:15:00.005+03:00</published><updated>2009-05-14T22:17:03.419+03:00</updated><title type='text'>Beyoğlu'nda Bir Gece Delirmekle Sağlam Kalabilmek Arasındaki O İnce Çizgide Gezerken-2</title><content type='html'>&lt;span style="color:#999999;"&gt;...&lt;br /&gt;Işıklar, yükseklik, şekerli kokun, ellerin, yüzün...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Neydi benimkinden güzel olan sözün?&lt;br /&gt;-Yarımsın; ama tam karşımdasın. Tam karşımdasın; ve yarımsın&lt;/em&gt;, diyorum.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Güzelmiş&lt;/em&gt;, diyorsun.&lt;br /&gt;Konuşmuyorum. Biliyorum yol bittiğinde biz de biteceğiz. Şoför bile konuşmuyor bu sefer. Yorgunluktan kapanan gözlerimi biraz daha ayakta tutmaya çabalıyorum. Çünkü birazdan bu ışıklar ve kokular silsilesi bitecek ve seni bir daha hiç göremeyeceğim. Sana doyasıya bakmaya çalışıyorum. Kokun, hapsediyorum ondan da bir parça ciğerlerime. Elimi tutuyorsun. Yüzün başıma dayalı ama cama dönük. Ne düşünüyorsun bilmek istiyorum o an. Ama öyle yorgunum ki tek kelime edemiyorum sana. Sadece omzunda uyumanın sonsuz huzurunu sindire sindire yaşamaya çalışıyorum. Derin bir huzursuzluk içinde...&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Beni bir daha görmeyeceksin. Birbirimizi bir daha görmeyeceğiz. Anladın mı?&lt;/em&gt;, diyorsun usulca çocuk ikna edermiş gibi. Kızına uslu durmasını söyleyen bir baba gibi. Tepki vermiyorum sana. Ve yol bitiyor. Şimdi son sahnedeyiz. Hep birşey unuttuğumu sanıyorum taksilerde bu gece. Dönüp buna da bakıyorum. Hayır unutmamışım, hiçbirşey unutmamışım! Haydarpaşa Garı'na giriyoruz. İstemeye istemeye geliyorum peşinden. Gişelerin olduğu salondayız şimdi. Kapılarını açtığımızda üzerimizden güvercinler uçuşuyor. Evsizler herşeyden habersiz uyuyorlar salonda. Gidip yanlarına kıvranasım geliyor. Nasılsa diyorum ben de yalnızım, kimsem yok. Birazdan herşeyimi uğurlayacağım ve sizden biri olacağım. Sonra kalabalık anlarımın tadını çıkarmaya karar veriyorum yalnızlığa gitmeden. Biletimi alıyoruz. Garın sahile açılan kapısından dışarı atıyoruz kendimizi. Havada maviyle turuncu tonların karışımı bir renk hakim. Sanki gece çırpınıyor sabah olmasın diye. Benim gibi... Biran olsun bırakmıyorsun beni. Sarılıyoruz. Aklına gelen her şarkıyı söylüyor her sözü okuyorsun. Bu bir rüya olmalı diyorum. Uyanmalıyım birazdan. Ama hayır gerçeksin işte. Tam karşımdasın. Bana dokunuyorsun. Şarkılar söylüyorsun. Sonra aniden dans etmeye başlıyoruz. İstanbul ve güvercinler izliyor bizi. Şarkılar söyleyip sallanıyoruz. Bunu neden daha önce yapmadık diye içim acıyor. Kahkahalarla duruyoruz. Sonra konuşuyoruz yüzümüz denize dönük.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Yalnız kal. Herşeyi halledene dek yalnız kal&lt;/em&gt;, diyorsun.&lt;br /&gt;Ve bir şarkı söylüyorsun. Anlamıyorum yarısını. Çeviriyorsun hemen.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Yalnızlık ézim. Yalnızlık ézim! Yani yalnızlık benim. "Benim yüzüm sana dönük, seninse duvarlara..."&lt;/em&gt; , diyorsun sonra. Hatırlıyorum bu şarkıyı hemen. Nasıl hatırladığına şaşıyorum. Gün doğuyor. Ve gidiyorum. Tren beni bekliyor. Başına kadar yürüyüp atlıyoruz ilk vagona. Kapılar açıp, kapılar geçip vagonları dolaşıyoruz. Kusmak istiyorum. O an içimdeki, bu geceki herşeyi kusup kurtulmak, arınmak istiyorum. Konuşuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-İyi değilim. Ani kararlar veriyorum çoğu zaman. Çoğu zaman ne yaptığımı bilmiyorum. Boşluktayım. Alkolik olmaktan korkuyorum. Kendimde değilim ben Hülya, iyi değilim... &lt;/em&gt;, diyorsun. Son konuşmalarımız biliyorum. Sevmiyorum seninle bu gidiş halini. İnelim diyorum. Saat 6.15. Son kez bakıyorum sana. Son kez konuşuyorum. Son kez, son kez. Beynim zonkluyor. Ve kalkıyor tren.&lt;br /&gt;Gidiyorum. Sen, İstanbul, kokular, ışıklar, öpüşmeler kalıyor ben gidiyorum. Ya da sen onları doldurup çantana gidiyorsun. Kalan ya da giden kim bilmiyorum. Zor bir gece oluyor. Zor bir sabah oluyor. Yol boyunca uykuyla uyanıklık arasında tekrar tekrar yaşıyorum koca geceyi. Sonra serin bir rüzgar esiyor. Camda birkaç damla. Yüzüm, yüzüm nasıl bilmiyorum. Yüzüm yerinde mi hala? Ben burada mıyım? Kalmalıydım. Tüm kapıları çarpıp son vagondan raylara atlamak istiyorum koşa koşa. Sonra seni bulmak, sarılıp ağlamak istiyorum. Çocuk gibi, kadın gibi. Ama öyle yorulmuşum ki kıpırdayamıyorum. Gözlerimi açıyorum. Birazdan duruyor tren. Geldiğim yerde iniyorum. Kalabalık ama yalnız. Tekrar ediyorum kafamda bitti, bitti, bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;Bitti mi?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;                                                                                                                                                               ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanıveriyorum aniden. Zor bir gece geçirmiş gibi yorgunum. Elime, saçlarıma tanıdık bir şeker kokusu sinmiş. Anlamaya çalışıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;07.05.09 Perşembe&lt;br /&gt;Beşiktaş, Beyoğlu, Kadıköy.&lt;br /&gt;Veysel, O, ben ve İstanbul.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4564072171085521709?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4564072171085521709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/beyoglunda-bir-gece-delirmekle-saglam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4564072171085521709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4564072171085521709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/beyoglunda-bir-gece-delirmekle-saglam.html' title='Beyoğlu&apos;nda Bir Gece Delirmekle Sağlam Kalabilmek Arasındaki O İnce Çizgide Gezerken-2'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1744785826067953840</id><published>2009-05-13T20:47:00.008+03:00</published><updated>2009-05-14T18:02:21.953+03:00</updated><title type='text'>Beyoğlu'nda Bir Gece Delirmekle Sağlam Kalabilmek Arasındaki O İnce Çizgide Gezerken-1</title><content type='html'>&lt;span style="color:#999999;"&gt;Koşuyorum. Hızlı nefes almaktan küçük dilimi yutar gibi olana kadar koşuyorum. Ağzımda biraz önce yarıladığım biranın ekşimsi tadı. Şuraya çöküp kussam mı diyorum. Sonra korkuyorum içimdekiler de dökülür gider diye pisliklerle. Pisliklerimi de içimde tutup koşuyorum. Üst geçite tırmanacak kadar dermanım yok deyip yola atlayasım var. Ama ölmeyesim de var sana beni anlatmadan. Tırmanıyorum merdivenleri üçer beşer. Ve inişim de öyle hızlı oluyor. Ve yine nefes kesilmesi. Rahmimin tam üzerinde ve kalbimle aynı hizada bıçkın bir sancı. Sana çocuklar doğuramayacak rahmimin tam üstü kalbimin tam altı sancılıyor. Bastırıyorum elimi kan akıyormuş gibi. Dinmiş gibi oluyor. Işıklar, arabalar, gökdelenler. Buradan kaçmak istiyorum. Tutup nefesimi ilk gelen dolmuşa atıyorum kendimi ardında kovalayanı varmış gibi. Tam ensemde beni yere yatırıp üzerime çullanmak isteyen bir adam, ön koltukta çilekeş şoför, yan koltukta boyası akmış bir kız. Hastaneye bir kişi, metroya şuradan iki, Sabah'ta ineyim ben... Ben var bir de. Bir ben var ineceği durağı bilmeyen. Ne kötü bir vaziyet. Gidiyorum ama duracağım yeri bilmiyorum. Ve birazdan bana hoşçakal diyecek olan telefonuma bir mesaj geliyor. Duracağım yere bile başkaları karar veriyor, nasıl iş diyorum.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Şunu uzatır mısınız, Beşiktaş.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Evet uzatın lütfen. Ve lütfen inmeyin. Hiç duraksamadan gideyim. Yoksa öleceğim. Birkaç dakikaya öleceğim. Ve öyle bir öleceğim ki fark edemeyeksiniz. Ölmeyeyim lütfen.&lt;br /&gt;Gözlerim yanıyor. Ağlamış olmalıyım. Kafam da vuruyor dolmuşun tavanına. Neden beni içine alabilecek birşey yaratmıyorlar diye küfür ediyorum sonra insanlara. Boşalan arka koltuğa atıyorum kendimi can havliyle. Geçiyorum, caddeler, üst geçitler, insanlar, metrolar geçiyorum. Bakmadan yazıyorum adını ezberimde nasılsa. Ezberden bir numara çeviriyorum sonra. Ve bilindik ne yapıyorsun yine sesi alo diyor. Kısa nefes alışverişler ve birkaç hıçkırık eşlik ediyor konuşmama. Tüm o tanımadığım insanların şefkatini üzerimde hisseder gibiyim. Biliriz der gibi hepsi. Biliriz ulaşamamayı, inandıramamayı. O da biliyor mudur diyorum. Tüm yüzler yine az önceki karanlığa dönüyor. Hiç iyi olmamışlar gibi. Ve sahil görünüyor. Panikle titremiş sesimle bağırıyorum şoföre durakta ineceğim. Çantamı kapıp atıyorum kendimi dışarı. Kimse yok! Beni karşılayan kimse yok. Boş turnikelere bakıyorum. Vapur yok. İnsan yok. Ben? Ben burada mıyım? Korkuyla karışık bira tadı geliyor ağzıma derinlerden. Ama inat ettim kusmayacağım. Yürüyorum meydanı geçip. Üst geçitten tırmanıp yine kitapçının önüne dikiliyorum. Oralıymış gibi rahat ama asla oralı olamayacak gibi ürkek vaziyetler alıyor yüzüm. Ve tanıdık bir yüz. Yabancı bir kucaklaşma faslından sonra telefonum çalıyor. Az önce ne yapıyorsun yine diyen sesin sahibi arıyor. Bu kez geliyorum bekle tonunda sesi. Minnettar kalıyorum. İşte şimdi korkmuyorum. Dönüyorum yine turnikelerin önüne. Bu kez dönüyorlar. Hayatıma dönüyorum ben de. Çökmüş omuzlarıyla geliyor Veysel. Tanıdık yüzleri geldikleri yere gönderip çökmüş omuzlu adama sarılıyorum sıkı sıkı. Telefonu çalıyor o arada. Bana uzatıyor. Alo diyorum. Ve o an sesim güçleniyor, turnikeler dönüyor, insanlar çıkıyor her yandan, vapurlar yarıyor denizi. Köprü ışıl ışıl. Yüzümde de küçük bir gülümseme oluyor sanki. Kısa bir konuşma, anlıyor. Geliyorum bekleyin diyor. Kapatıyorum telefonu ve yine derin sessizlik. Yaprak kıpırdamıyor. Oturuyoruz bir banka. Yaslıyorum başımı Veysel'in omzuna, arka fonda İstanbul. Ve yaşlı bir İstanbul hatırası oluyor. Tersten konuşmayı bırakıp düzgünce anlatıyorum derdimi. Dertleniyoruz. Telefon çalıyor yine. O. Geldi. Kusacak gibi oluyorum. Mayın tarlasında yürür gibiyim ayaklarım nereye basacağını bilmiyor. Ellerim her zamankinden daha soğuk. İşte karşımda. Tanrım tam karşımda. Koşsam ah hayır dursam beklesem. Hayır hayır! Ne yapsam dokunmasam? Dokunmalıyım bunca yıldan sonra karşımda işte. Ve teni. Hoş geldinli bir el sıkışması. O birkaç saniye, birkaç yıl. Vapura atlıyoruz son saniyelerde. Yine eskisi gibi. Solumda Veysel sağımda O. Gözlerimi kapayıp onları dinliyorum. Üsküdar vapuru, Veysel, O, ben. Kısa sarsılmalardan sonra karşı kıyıdayız artık. Atlıyoruz geceye. Gideceğimiz bir ev yok. Sokaklar bizim bu gece. Üşüyorum, hayır üşümüyorum. Arkalarından geliyorum. Bir çocuk gibi koşarak ikisinin de koluna girip eğlenmek var içimde. Ama öylece kalıyor. Yapmıyorum. Bu gece büyük olmaya karar veriyorum. Yokuşlar tırmanıyoruz, hızlıca bakıp arada yoluna devam ediyor. Ses çıkarmıyor, susuyor, susuyorum. Bir apatmanın önünde duruyor Veysel'i bekliyoruz. Namaz kılıyor. Eğer ben de secde etseydim istediklerim olur muydu diyorum gözlerimi tanrıdan kaçırıp. Tanrı şefkatli bir baba gibi gülümsüyor çocuğuna. Utanarak gülümsüyorum ben de ona. Durağa oturuyoruz. Yan yanayız. Ama hala farklı kıtalarda gibiyiz. Çeviremiyorum başımı. Elimde beyaz mavi fularım var. Rüzgarda uçuşmasını seviyorum. Anlat diyor. Anlat kalmasın hiçbirşey. Biraz anlatıyorum. Ezberimden çalıp biraz, biraz da doğaçlama yapıyorum. Ama kelimeler pek bi namussuz bu gece. Ağzımı bıçak açmıyor. Gözlerim doluyor. Camdaki yansımama çeviriyorum başımı. Neden dolu dolu o güzelim badem gözlerin diye birşeyler mırıldanıyor. Şöyle bir havaya bakıp gülüyorum inkar edermişçesine. Küçük patlamalar yaşıyorum sesimin titremesine hakim olamayıp. Yargılıyorum. Hak veriyorum. Suçluyorum. Ve birden sözlerim bitiyor. Bıçakla kesilmiş gibi tam yarıda kesiliveriyorlar. Konuşmalısın bu gece bilinmedik, söylemediğin birşey kalmamalı diyor. Allahıyla kucaklaşıp arınan Veysel çıkıyor kapıdan. Huzurundan bir parça alayım diyorum üzerime hiç yakışmıyor. Ben yine bira kokulu korkularımla kalıyorum. 24 saat açık bir markete oturup acilen demlenmiş çaylarımızı yudumluyoruz bunu her zaman yaparız biz dercesine. Hiçbirşey olmamış gibi. Kutsal ayetlerden alıntı yapıp başka boyutlara taşıyor Veysel muhabbetimizi. Ondan ayrılmaya karar veriyoruz. Biz bir yalnız kalsak müsaadesi isteyip biraz utanmış bir ifadeyle ayrılıyorum Veysel'den. Kucaklaşıyoruz. Kollarındaki ümitsizliği hissediyorum. Teşekkür edip yolumuza devam ediyoruz. Aniden bir taksi çağırıyor. İyi bir adam denk geliyor. İki çocuklu yorgun taksici. Biniyoruz. Taksim abi deyip ve sonra gözlerime bakıp yarın gitme diyor, gitme kal. Kilyos'a gidelim senle. Gitme yarın kal. Tamam diyorum. Hiçbirşey beklemeden çok şey bekliyorum. Yine yollar geçtikten sonra bir köşede iniyoruz. Ve işte İstiklal. Saat 2. Yürüyoruz sadece. Acıktım diyorum. Aslında içim öyle boş ki artık dolmak istemiyor. Üzerimizi çıkartıyoruz. Karşılıklı beyaz kıyafetler içindeyiz şimdi. Keşke bu kadar beyaz olabilsek diyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Gözlerim senden hatıra, giderken iyi bak demiştin...&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Zamansız çalan şarkılardan hep korkmuşumdur. Ve korktuğum başıma geliyor. Yutkunamıyorum. Boğazım düğümleniyor. Karşımda duruyor. Tam karşımda. Camın kenarından Beyoğlu görünüyor. Caddeye dökesim geliyor kendimi aniden. Basıp gitmek istiyorum. Sonra yarı yolda kendime gelip döneyim diyorum. Atıyorum bu deli hallerini üzerimden çıkıyoruz sokağa. Ve Hissiz Haller Parodisi başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Seni asla affetmeyeceğim. Öyle bir kızgınlık ki bu seni kolundan tutup evire çevire dövsem olmadı bağırıp çağırsam şurada yine de geçmeyecek bir kızgınlık. Çok kırdın, paramparça ettin. Asla unutmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Sessizce dinliyorum. İçindekileri döksün istiyorum. Rahatlasın. Hatta bağırsın şimdi sokak ortasında. Hiç utanmam onu kırmaktan utandığım kadar. Yapmıyor. Konuşuyor sadece. Yılların verdiği alışkanlıktan anlıyorum sesinin kırılma noktalarını.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Herhangi biri gibi geldim bu gece sana. Sadece merak ettiğim için. Yani sadece konuş diye. Öyle, herhangi biri gibi.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Biliyorum, yıllar sonra bunca kızgınlığına rağmen gece yarısı bir telefon seni öyle merak içinde bıraktı ki Kilyos'tan kalkıp geldin. Biliyorum sadece herhangi biri için o saatte o kadar yolu teptin. Ve biliyorum sadece ne olacak acaba diye merak ettiğin için burada, yanı başımda yürüyorsun. Ve birşey daha biliyorum; seni. Herhangi biri gibi biliyorum. Kendim gibi, senin gibi biliyorum. Bu yüzden hiç alınmıyorum sözlerine. Gülümsüyorum sadece çocuğunun çikolata yalanını yakalamış bir anne gibi. O an sıcak yatağında uyuyan annen gibi. Gülüyorum sana. Tinerci tipli bir adam yolumuzu kesiyor nazikçe. Yol parası istiyor senden. Çekinmeden veriyorsun. Unutmadan da sende yabancı olduğum bir şey yapıyorsun. Sigara var mı abi? Bana da ikram ediyor bizim tinerci ondan beklenmeyen nezaketle. İstemem sağol diyorum. Sende hiç görmediğim sigarayı dayıyorsun dudaklarına. Emip tüketiyorsun bir iki dakikada. Acımayla karışık bir kızgınlık sahibi oluyorum o an. Sonra yol bitiyor. Yeni baştan dönüyoruz aynı yolu bu kez sondan başa doğru yürüyoruz. Gül satan adam bir şarap parası uğruna güllerini önemsemeyip "şarap param kalmadı birşeyler verebilicek misin genç" diyor. Ona da veriyorsun cebindeki son paraları. Sonra akıl edip dönüp şarapçıdan hakkın olan gülü de istiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Bu gülü sana versem biliyorum, yıllarca saklarsın. Ve biliyorum çok mutlu olursun. Ama ben herhangi biri olarak bunu yapmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Evet biliyorsun, o benim olsa onu yıllarca saklarım. Ve mutlu da olurum belki. Ama sen herhangi biri olduğum için bunu yapmayacağından o gül de benim için herhangi bir gül olacak. Yürüyoruz. Artık bana onu anlatıyorsun. Buselik makamına geçiş yapıyoruz derin hüzün şarkılarından. Sen anlattıkça ben yalnızlaşıyorum. Beyoğlu'nda yürüyen herhangi biri oluyorum. Kulaklarımı sana tıkıyorum. Ve dayanamayıp sessizce anlatma diyorum. Acı çektirmek isterken kendini kandırıyorsun çünkü. Kendini kandırmana izin vermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;-Al, sadece içimden geldi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Ve yarım saat sonra şarapçının gülü senin ellerinden ayrılıp benim elime yerleşiyor. Öpüp kokluyorum onu. Hoş geldin ne de iyi ettin gelmekle diyorum. Konuşuyoruz biraz sen öte yanımızda kızmış adam rollerini oynarken. İçinden geldim diyor. Olsun diyorum içinden gel yeter ki. Yoruluyoruz sonra. Gezi Parkı'na uğruyoruz. Meydana tepeden bakan ince duvarın üstüne oturuyorsun. Çantamı başımın altına alıp uzanıyorum yan tarafına elimde gülün tabuta yatırılmış elleri göğsünde kenetlenmiş ölüler gibi. Yine anlatıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Herşey biter, herkes gider. Birgün unutursun beni. Olamayız biz. Çok kızgınım sana. Affedemem seni olmaz. Zamanla olur. Hatırlamazsın bile.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Dinliyorum seni. Gözlerim kapalı. Biran susuyorsun. Açmıyorum gözlerimi devam edersin diye. Birden kalkıyorsun ve yüzün yüzüme değiyor. Çocukça bir tereddüt yaşıyorum ve inandırmaya çalışıyorum anın büyüsüne kendimi. Ve buradasın işte. Yüzüme değen sensin. Nefesimi kesen sensin. Söylediklerine kendisi bile inanmayıp tersini yapan sen. Sen işte! Bu sancılı öpüşten sonra geç kalınmış bir kucaklaşma alıyor sahnedeki yerini. Derin derin sarılıyoruz. Ellerimi saçlarına, yüzüne sürüyorum sabah olduğunda kokun kalsın diye. Ve ağlıyorum sonunda boynuna gömüp yüzümü.&lt;br /&gt;-&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;Çok sevdim seni. Ve bak nasıl sıkı sıkı tutuyorum şimdi. Eğer bırakırsam eğer sen şimdi gidersen elinden annesi alınmış bir çocuk gibi olacağım.&lt;br /&gt;-Ben de seni çok sevdim&lt;/em&gt;, diyorsun ve susuyorsun.&lt;br /&gt;İzin veriyorum gitmene. Sakince bırakıyorum seni. Güzel bir söz bulup söylüyorsun o an şarkılardan çalıp. Benim daha güzel bir sözüm var diyorum sana. Sormuyorsun. Bir taksi çeviriyoruz yine. Seni götürmeye karar verdim diyorsun. Oturuyoruz, kollarını açıyor ve bekliyorsun. Sığınıyorum sana. Elimi tutuyorsun tutmakla bırakmak arasında. Geçiyoruz yine yolları. Beyoğlu kalıyor biz gidiyoruz. Boğaz köprüsü bomboş. Uykuyla uyanıklık arası izliyorum yolu. Işıklar, yükseklik, şekerli kokun, ellerin, yüzün...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;-Neydi benimkinden güzel olan sözün?&lt;br /&gt;-Yarımsın; ama tam karşımdasın. Tam karşımdasın; ve yarımsın&lt;/em&gt;, diyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1744785826067953840?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1744785826067953840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/beyoglunda-gir-gece-delirmekle-saglam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1744785826067953840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1744785826067953840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/beyoglunda-gir-gece-delirmekle-saglam.html' title='Beyoğlu&apos;nda Bir Gece Delirmekle Sağlam Kalabilmek Arasındaki O İnce Çizgide Gezerken-1'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-9091968432471485654</id><published>2009-05-11T20:20:00.004+03:00</published><updated>2009-05-11T21:53:42.700+03:00</updated><title type='text'>Ay'a;</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;"....&lt;br /&gt;        Bir kardeş selamında seni aramak var ya,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;        Bu hep böyle böyle gider mi?&lt;br /&gt;                                                                           ...."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;  Kadıköy,Haydarpaşa Tren Garı.&lt;br /&gt;  Garın konukları güvercinler.&lt;br /&gt;  Serin bir İstanbul sabahı.&lt;br /&gt;  Bir kadın ve bir adam.&lt;br /&gt;  Tek gidişlik bir bilet.&lt;br /&gt;  Sonsuz ayrılık.&lt;br /&gt;  Sonsuz acı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  -Kestik. Olmadı. Yeni baştan! , demez mi hiç gerçek hayatta biri ortaya fırlayıp?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; dipnot-çuk: Her göz kırpışımda yeni baştan yaşadığım şu sahneyi yazıya döksem rahatlarım belki dedim. Demez olaydım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  bkz. Gülay-Kendine İyi Bak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-9091968432471485654?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/9091968432471485654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/aya.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/9091968432471485654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/9091968432471485654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/aya.html' title='Ay&apos;a;'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3447747265265719484</id><published>2009-05-10T13:21:00.004+03:00</published><updated>2010-07-03T13:01:07.178+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;Geçer sandın değil mi? Geçer. Bunu da geçirir. Nasılsa güçlü kızdır Hülya. Nasılsa alışık böyle karışık durumlara. O neler gördü geçirdi değil mi? Neler neler...&lt;br /&gt;Daha neler! Geçmiyor hiç geçmiyor. Hala aynı. Hala o gecenin tozundan dumanından gözlerim yanıyor. Hala kıpkırmızı içleri gözbebeğimin yeşiline kahvesine inat. Kırmızı bir çemberle çevreledi gözbebeğimi. Ağlasam dökülmesine izin vermiyor yaşların. Sussam, hiç ses çıkarmasam durmadan canımı yakıyor. Elinden annesi alınmış bir çocuk gibiyim. Önüme koyulan oyuncakları itiyorum elimin tersiyle. Renkli renkli, garip sesler çıkarmaktan başka bir işe yaramayan oyuncaklar onlar. Sadece kafamı bulandırıyorlar. Sesimi bastırıyorlar akıllarınca. Ağlarken kendimi duymamı istemiyorlar. Ben bükünce dudağımı, biraz dolunca gözlerim ve ellerimi onlara uzatıp boş olduklarını göstermek için açınca iki yana bağırmaya türlü sesler çıkarmaya başlıyorlar. Kimisini anlıyorum. Kimisi beynimin içine giriyor koşuyor koşuyor. Bütün kapılarımı çalıyor beni uyandırıyor. Ve sonunda ardına bile bakmadan gidiyor. Çünkü vakti doluyor. Beni oyalama vakti bu kadar. Ama oyun hiç bitmiyor. Biri gidiyor, diğeri geliyor. İtiyorum onları uçurumdan aşağı. Ölsünler paramparça olsunlar istiyorum. Yalnız kalayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca annemi verin bana.&lt;br /&gt;Bana yalnızca annemi verin.&lt;br /&gt;Verin bana yalnızca annemi.&lt;br /&gt;Annemi verin bana yalnızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ve ne yazarsam yazayım anlattığım hep aynı. Ve gün nasıl geçerse geçsin yatağıma girdiğimde hissettiğim aynı. Ben aynı, sen aynı, biz aynı. Öyleyse değişmek için çabalamaya gerek yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3447747265265719484?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3447747265265719484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/gecer-sandn-degil-mi-gecer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3447747265265719484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3447747265265719484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/gecer-sandn-degil-mi-gecer.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5222921747207127293</id><published>2009-05-09T22:21:00.002+03:00</published><updated>2009-05-09T22:39:41.725+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Neden İstanbul'da oynanan her sahne böylesine delirtici olur? Hep ağlatır mı Beşiktaş ve hep yalnız mıdır Beyoğlu? Hep hüzünle karışık bir şeker mi kokar Haydarpaşa? Hep umursamaz mıdır tren vagonları, konuşulanları hiç mi duymazlar da bir ses vermezler? Hep şahit midir güvercinler güneşe karşı dans eden erkekle kadına? Hep mi yollarını boşaltır Boğaz Köprüsü "derin bir ayrılış"a giden sevgililere? Ve o derin ayrılışlar hep mi İstanbul uyurken olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorular sorular sorular... Yazacağım birkaç gün sonra kafam biraz dinginleştiğinde, İstanbul biraz gittiğinde gözümün önünden. Ama şimdilik bu kadar. Öyle derin bir acı ki bu ağzımı açıp tek kelime edemez oldum. Ama yazacağım. Bundan sonra hep "yazacağım".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5222921747207127293?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5222921747207127293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/neden-istanbulda-oynanan-her-sahne.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5222921747207127293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5222921747207127293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/neden-istanbulda-oynanan-her-sahne.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-4150455845979394249</id><published>2009-05-06T15:28:00.004+03:00</published><updated>2009-05-06T17:31:49.715+03:00</updated><title type='text'>Kal-ama git.</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Lütfen kalma git.&lt;br /&gt;Kalama, git.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Çantana biraz düş koydum. Eğer boşaldığını hissedersen içinin, bir iki lokmalık düş seni tok tutacaktır. Hiç çekinme, bulantı yapmaz. Al yut onları. Yavaş yavaş çiğne önce. Acı bir pas tadı kapladığında ağzını bir yudum su iç. Biraz yakacaktır gırtlağını. Biraz tutulacaktır dilin. Gözlerin de dolabilir uyarayım. İçinin yandığını hissedeceksin önce varılması gereken yere ulaştığında düş dilimleri. Yüzün kireç kesilirken için kıpkırmızı olacak. Ama endişe etme. Her hücren emip tükettiğinde ezilmiş düşleri rahatlayacaksın ve yoluna devam edeceksin. Her için boşaldığında at iki parça ağzına... İyi olacaksın.&lt;br /&gt;Giysilerini de yıkayıp kokumu temizledim üstlerinden. Şekerli sevincimi alıp biraz sisli bir nefret sürdüm hiç iz kalmasın diye. Rahatlıkla giyebilirsin. Ve göğsüne yeni başları yaslayabilirsin. Yeniden şeker kokularına bulanabilirsin. Ayakkabılarını da unutmadım, özenle sildim. Kopkoyu bir siyaha boyadım. Yürüdüğümüz yolların izleri de kalmadı. Korkma bu yüzden, geri dönmek istemeyeceksin hiç. İz kalabilecek herşeyi sildim. Hiç yaşanmışlık kalmadı üstlerinde. Dilediğin yollara vurabilirsin artık kendini.&lt;br /&gt;Sen uyurken yüzünden dudaklarımı da aldım. Ellerinden ellerimi. Yüzünü almak istedim en çok. Küçücük burnunu, onu tamamlayan küçücük ağzını. Hiç dokunmadan eğildim, sevdim biraz. Nefes bile almadan kokunu içime çektim. Ve hiç gözlerimi açmadan sana son kez baktım. Sesinden de aldım biraz. Sadece sevdiğim, sakin yerinden. Sonra çıktım odadan. Yalnız ol, yalnız kal diye.&lt;br /&gt;Ve şimdi çantanı sıkıca kavramış kapıdan çıkıyorsun. Evimin yolu biraz taşlı, biraz zorlu. Biraz tökezleyeceksin geri dönerken geldiğin yere. Hiç yaslanacak ağaç yok üzgünüm. Duvarları da yıktım çok önceden sen geleceksin diye. Sana şiirler yazmaktan vakit bulamadı ellerim yeni duvarlar yapmaya. Hiç de gerek duymadı ya... Pencereleri sonuna kadar açtım. Birazdan toz duman kaplar her yeri. Raflardan dökülüp bin parçaya bölünür yüzümün her hali. Çerçevelerde yıkılır Galata Kulesi. Herşeye rağmen dönme hiç arkanı. Kalma, git. Ne varsa kırılan dökülen siler süpürürüm. Hallederim her halimle. Güçlü kadın halleri bunlar, bilmezsin. Gece çöktüğünde soğuk olacak, üşüyeceksin masallardaki kayıp çocuklar gibi. Korkma, çantana biraz da senli benli yazılarımı sıkıştırdım. Üzerine biraz nefretinden döküp tut-uştur çakmağınla bir köşesinden. Üşüdükçe yak seni, beni... Sen ateşin başındayken ben buradan sana kadehimi kaldıracağım. Aferin sana, aferin diyeceğim.&lt;br /&gt;Sarıya bulanmış bir ekim günüydü geldiğinde. İki kişilik yazıya tek rakamlı bir tarih attım o gün. Ve ondan sonraki günler hep iki kişilik geçti. Yazılar, şarkılar, geceler, gündüzler... Hep iki kişilik. Ama tek rakamlı mayıs geldiğinde sen haykırdın duymadığım sesinle artık deliye döndüğünü. Anladım. Ve herşeyi toparladım. Eşyalarını, şarkılarını, sözlerini, kendimi. Herşey hazır. Hiç arkana bakmadan çantanı alıp gidebilirsin. Vurucu olmayacak benim için. Çünkü artık biliyorum, sen bir başkasısın. Belki ben de bir başkasıyım. Ve belki de biz başkalarıyız. Başkaları olarak başladık. Başkaları kalarak bitirdik. Şimdi arkanda bıraktığın toz bulutunu aralayıp gidişine bakıyorum ben olarak değil sadece bir başkası olarak. Kapatıyorum kapıları. Endişelenmiyorum. Nasılsa sen beni yormadan geçtiğin her köprüyü de yıkacaksın. Bana birşey kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İçimden sesleniyorum sana,&lt;br /&gt;Lütfen kalma git.&lt;br /&gt;Kal-ama git.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-4150455845979394249?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/4150455845979394249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/lutfen-git.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4150455845979394249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/4150455845979394249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/lutfen-git.html' title='Kal-ama git.'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2119482314253045987</id><published>2009-05-03T22:38:00.004+03:00</published><updated>2009-05-03T23:11:31.420+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yüksek Sadakat'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#999999;"&gt;Uykuyla u-yanma arasında gidiş geliş...&lt;br /&gt;Pencereden yüzüne yüzüne çarpan güneş...&lt;br /&gt;Çocuk sesleri herşeyden habersiz...&lt;br /&gt;Ve akıl uykuya kanarken, kalbi u-yandıran bir ses...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;"...&lt;br /&gt; Biliyorsun gitmem gerek, yollar bitmez düşünerek,&lt;br /&gt; İster sonuç de, ister sebep...&lt;br /&gt; Bu düğümü çözmem gerek!&lt;br /&gt; ...&lt;br /&gt; Sonra birgün çıkarım sen artık dönmez derken,&lt;br /&gt; Bir şarkı fısıldarım kulağına gün batarken...&lt;br /&gt; ...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt; Ben de döndüm tekrar sana,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt; Sönmek için yana yana.&lt;br /&gt;                                                                                      ..."&lt;br /&gt;bkz. Yüksek Sadakat - Aşk Durdukça&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt; İşte böyle vurucu bir yolculuk. Ayağımın tozuyla geldim, sana yazdım. Öyle ufak bir karalama.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2119482314253045987?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2119482314253045987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/uykuyla-u-yanma-arasnda-gidis-gelis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2119482314253045987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2119482314253045987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/uykuyla-u-yanma-arasnda-gidis-gelis.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-3212190701172215898</id><published>2009-05-03T15:41:00.005+03:00</published><updated>2009-05-03T15:56:30.642+03:00</updated><title type='text'>Çocuk-Adam</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Ve gidiyorum. Düşlü günler bitti. Yine köprüler, denizler, evler, yollar geçme zamanı. Geç-ip git-me zamanı. Bavuluma anı defterimi de aldım bu sefer. Belki okur da yeniden acıtırım canımı. Tam kabuk bağlamışken yaralar üstlerini kazır seni dışarı çıkarırım ve yine kanar,akar gidersin. Ve üstelik bu kez kararlıyım kanayan yarayı yeni baştan sarmamaya. Olduğu gibi bırakmaya... Gerçek dünyadan kendi ütopyama yolculuk vakti bugün. Sadece iki saat kaldı. İki saat ve sonra yoksun. Ya da kandırmayalım yazıları, biz hep olduk. Köprüler, denizler geçilse de biz "hep" olduk. Ve biz hep öldük...&lt;br /&gt;Dirilme zamanı yakındır çocuk adam. Düşlü masallarımı fısıldamaya geliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-3212190701172215898?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/3212190701172215898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/cocuk-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3212190701172215898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/3212190701172215898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/cocuk-adam.html' title='Çocuk-Adam'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-5970878171049524597</id><published>2009-05-01T12:36:00.003+03:00</published><updated>2009-05-01T12:55:20.648+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;  -Sayın yolcularımız, terminaller arası kısa geçişlerimizden sonra "anılar şehri"ne girmiş bulunmaktayız. Hoş geldiniz. Yavaşlarken karşılaşılacak ani anı tümseği ihtimaline karşı lütfen aracımız durmadan ve kendinizi "güven"de hissetmeden emniyet kemerlerinizi çözmeyiniz. Arka kapıdan yavaşça ininiz ve sessizce anılarınıza dalınız. Düşlü günler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ve sonunda geldim. Bavulumu boşaltmadım heran koşa koşa geri dönme ihtimaliyle. Hiç mi değişmez bir şehrin havası? Hep mi şeker kokulu bir hüzün hakim olur? Yürünen yollardan bir taş bile eksilmemiş bizden çok şey eksilmişken. Bu anılar silsilesine daha fazla dayanamayarak yakmaktan korkuyorum özenle yazılmış her sayfayı. Yine sesleniyor içimden biri; "Birazdan u-yanacaksın ve alnındaki terlerden başka birşey görmeyeceksin."&lt;br /&gt;U-yanmalı mıyım?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-5970878171049524597?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/5970878171049524597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/sayn-yolcularmz-terminaller-aras-ksa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5970878171049524597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/5970878171049524597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/05/sayn-yolcularmz-terminaller-aras-ksa.html' title=''/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-7685989268289374553</id><published>2009-04-29T18:58:00.002+03:00</published><updated>2010-07-03T13:02:26.491+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nietzsche'/><title type='text'>Nietzsche Der Ki;</title><content type='html'>&lt;div style="color: black;"&gt;SOFUCA DİLEKLER&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;"Tüm anahtarlar birdenbire&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Uçup ortadan kaybolmalı&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Ve her anahtar deliğine&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Bir maymuncuk uydurulmalı!"&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Hep böyle düşünür kesinkes&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;Herkes - maymuncuk olan herkes.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-7685989268289374553?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/7685989268289374553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/nietzsche-der-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7685989268289374553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/7685989268289374553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/nietzsche-der-ki.html' title='Nietzsche Der Ki;'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-6929319505264548987</id><published>2009-04-28T14:38:00.005+03:00</published><updated>2009-04-28T15:51:30.055+03:00</updated><title type='text'>Nefes Bile Almadan Sevilen Adam</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sana dokunamıyorum.&lt;br /&gt;Artık öyle yakıcı oldun ki... Hiç konuşmadan, hiç dokunmadan, hiç bakmadan yakıyorsun. Küçük bir düşünce külü halinde düşüyorsun beynimin tam ortasına. Yayılıyorsun,yayılıyor ve yanılıyorsun. Seni söndüreceğimi düşünüp, hızlandırıyorsun herşeyi. Herşeyi tüketiyorsun.&lt;br /&gt;İlk saniyelerde küçük bir kor olan sen, yakıp geçtiğin yeri hiç düşünmeden ilerliyorsun. Ah senin şu hoyrat, güzel başın. Hep ellerimin arasında olsun istediğim güzel başın. Hep dik ve bildiğini okuyan. Yine beni şaşırtmıyor, yine bildiğini okuyor bildiklerimi hiç okuyamadığı gibi. Oysa ben biliyorum. Hiç durmayacağını,yakıp geçeceğini hatta sana yazılan düş kırmızısı gerçeklikleri bile küle çevireceğini. Biliyorum ama sen bunu bilmiyorsun. Karşı koymuyorum sana. Dilediğin gibi gel, yak, git. Ben yine yazarım düşler bitene dek. Yeni düşlere düşene dek...&lt;br /&gt;Yayılıyorsun durmadan durmadan! Sana bakıyorum uzaktan. Yüzüne çok yakışan minicik bir burnun ve gözlerin. Gülüyorsun. Ama sırtın bana dönük. Sen her sırtını dönüp güldüğünde burada günler yanıyor. Küller içinde günler. Sana yazmak istiyorum ama kağıdıma düşüyor gülüşün ve yine küller!... Bir ağlayabilsem diyorum, ağlasam ve arınsa herşey. Seni söndürebilsem ve belki geri döndürebilsem. Kalkıyorum aklımın yanmaktan kurtulan son parçalarını toplayıp. Eski bir bavula dolduruyorum herşeyi. Seni, beni,gülüşünü, nefes bile alınmadan dinlenen şarkılarımızı. Eksik bir şey kalmasın istiyorum. Arıyorum, arıyorum, ağlıyorum. Sonra Galata fotoğraflarını da alıyorum. Deniz kokusu, yaslanabileceğimi umduğum omzun ve adına güldüğümüz tekneler, yan masadaki sarışın bebek, geçtiğimiz yollar hepsini söküp sıkıştırıyorum bavula. Ve hazırsın. Herşey hazır.&lt;br /&gt;Gidiyorsun bugün. Şimdi. Seni kendi ellerimle uğurluyorum. Geçip gidiyor, geçmiş oluyorsun. Son bir nefes çekip içime seni ve son kez izin verip yakmana beni, o iskelenin ucuna gelip açıyorum bavulu. Dağılıyor herşey. Herşeyimi denizin yüzüne çarpıyorum. Acımı ondan çıkarırmışçasına acıta acıta ve ah, acıya acıya... Sakin ve kendinden emin dağılıyorsun önce yüzeye. Yüzümden akıp gidiyorsun rüzgara karışıp. Sana son kez bakıp keşke yazdıklarım kadar güzel olabilseydin diyorum. Duymuyorsun. Batarken herşey, yanmış bir gülümseme gelip takılıyor dudaklarıma...&lt;br /&gt;O sabah ve ondan sonraki sabahlar uyandığımda aklım bir daha hiç yanmıyor. Deniz kokusu yüzüme hiç vurmuyor ve o tekneler hiç yüzmüyor. Yan masadaki bebek hiç büyümüyor,artık kimsenin omzuna yaslanmıyor başım. Ve Galata nerede kimse bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;"...&lt;br /&gt; içimde dolaşan alkol gibi&lt;br /&gt; sana gitgide sarhoş oluyorum&lt;br /&gt; ruhumu kaybetmiş gibi&lt;br /&gt; sadece senin için yaşıyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; nefes bile almadan,&lt;br /&gt; seviyorum seni!&lt;br /&gt;                                                ..."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;bkz. Redd-Nefes Bile Almadan&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-6929319505264548987?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/6929319505264548987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/nefes-bile-almadan-sevilen-adam.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6929319505264548987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/6929319505264548987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/nefes-bile-almadan-sevilen-adam.html' title='Nefes Bile Almadan Sevilen Adam'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8974654655906087477</id><published>2009-04-26T13:58:00.003+03:00</published><updated>2009-04-26T14:18:55.199+03:00</updated><title type='text'>You cut her hair!</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Müziğin can yaktığını,hatta acıdan ellerinizle yüzünüzü kapamaya yeltendiğinizde ellerinizden akan kana bulanıp başınızın diğer tarafından çıkan umursamaz bir bıçak gibi beyninizi deştiğini söyleyen oldu mu size hiç? Ve bu yüzden dikkatli olmanız gerektiğini... Ah biliyorum,biliyorum. Sizin de benim gibi haberiniz yoktu bundan ve oyuncu bir çocuk gibi sadece bir kez dinleyip kapatacaktınız. Şimdi ellerimden sızan kanlarla kaçıncıya dinlediğimi bilmediğim bir şarkıya aşık oluyorum içten içe...&lt;br /&gt;"...so live&lt;br /&gt;     live long&lt;br /&gt;     see her face&lt;br /&gt;     in everyone&lt;br /&gt;     and turn&lt;br /&gt;     turn the page&lt;br /&gt;     start again&lt;br /&gt;     change your name&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;     but i will find you still&lt;br /&gt;     move in for the kill&lt;br /&gt;     you cut her hair..."&lt;br /&gt;bkz. Tom Mcrae-You Cut Your Hair&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8974654655906087477?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8974654655906087477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/you-cut-her-hair.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8974654655906087477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8974654655906087477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/you-cut-her-hair.html' title='You cut her hair!'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-343078658547590336</id><published>2009-04-26T13:00:00.005+03:00</published><updated>2009-04-26T13:31:54.144+03:00</updated><title type='text'>Bu bir 'sıkıntıdan ne yazacağını bilmeyen blog sahibi' yazısıdır. Okumadan geçiniz;)</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;  İnsan kendi yüzünü görünce korkar mı? Eğer göz altları çökmüş ve morarmışsa ve yüzüne hastalıklı bir beyaz renk hakimse ve durmadan Düş Sokagı Sakinleri dinleyip perdelerini bile açmıyorsa;korkar. Acilen bu buhranlı halimden uzaklaşmalıyım. Yoksa iki kişilik odasında,pembe yorganı ve pembe yastığı arasına hiç uymayan Deli Cevat tişörtlü,uzandığı yerde kireçlenip kalmış bir bir küçük,ufacık,tefecik kızcağız olacağım ve beni buradan söküp atabilmek için kazımak zorunda kalacaklar.&lt;br /&gt;Kendine gel,kendine gel,kendinde ol yeter.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;  dipnot/çuk:&lt;/strong&gt;Şu ara Risus'u göremiyorum. Belki,belki,belki... Bir ihtimaller paradoksum eksikti. Sanırım onun için beyin fırtınaları yapmamalıyım artık. En sağlıklısı...&lt;br /&gt;Ve artık "senbirbaşkası" .&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-343078658547590336?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/343078658547590336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/bu-bir-skntdan-ne-yazacagn-bilmeyen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/343078658547590336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/343078658547590336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/bu-bir-skntdan-ne-yazacagn-bilmeyen.html' title='Bu bir &apos;sıkıntıdan ne yazacağını bilmeyen blog sahibi&apos; yazısıdır. Okumadan geçiniz;)'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-2111749793352245952</id><published>2009-04-26T00:51:00.002+03:00</published><updated>2009-04-26T00:53:26.246+03:00</updated><title type='text'>Burçak'ın notuna nazire... ;)</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Sustun...&lt;br /&gt;Sustuk... 'Söz'dük 'Sus' olduk... 'Hep'tik 'Hiç' olduk... Hiçlik denizinde kum taneleri gibi. Yanyana duran ama hiçbir zaman tam olamayacak,birbirine yapışamayacak,yanyana ama ayrı kalmaya mahkum kum taneleri.Derin bir nefes alıp kendimi hayata atıyorum artık. Kalabalığın içinde erimek,yeni gözler,yeni tenler,yeni kokular... Tanrım bu bir intihar!&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-2111749793352245952?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/2111749793352245952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/burcakn-notuna-nazire.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2111749793352245952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/2111749793352245952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/burcakn-notuna-nazire.html' title='Burçak&apos;ın notuna nazire... ;)'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8268981935678426366</id><published>2009-04-26T00:15:00.004+03:00</published><updated>2009-04-26T00:48:27.307+03:00</updated><title type='text'>Minik Elli Katil</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Geçmişinden kurtulmak isteyen bir katil gibiyim. Kan,vahşet,acı ile dolu günleri hatırlamak istemiyorum. Öldürdüğüm her insanın,her anının izleri hala kalbimde. Evet,itiraf ediyorum! Birçoğunun peşinde gezen gölge bendim. Adım atmadan önce hep gölge ne yapar diye düşündüler. Bazılarının göğüs kafesini açıp kalplerini parçaladım. Nefes almaya bile cesaret edemedi kimileri. Öyle korktular ki benden,hep oldum hayatlarının bir köşesinde. Ama ben hepsini unutmak istiyorum. Kirli elleriyle üzerini batırmış çocuk gözyaşlarım var. Bir katile yakışmayacak kadar temiz gözyaşlarım. Ve katil olamayacak kadar minik ellerim. Ama şimdi unutmak istiyorum. Odamın en görünmez köşesine sindim,kendinden korkan bir çocuk gibi. Aynalara bakamayan yaralı bir yüz gibi. Issız çığlıklarım var,sesimi şişeye koyup denize attım. Birgün,hangi sahilde karşılaşırız bilmiyorum. Ellerimde kokusu var hala en makul acılar verdiğim maktulün... Yıkamakla geçmeyen bir koku bu! Beni altüst eden. Hepsine verdiğim acılar,korkular şimdi ben de hüküm sürmeye geldiler. Oysa ben hepsini unutmak istiyorum. Geçmişe ait tüm kanlı günleri,rutubetli koyu renkli anıları,tümünü... Denize atıp uzaklaşmak istiyorum. Dalgaların onları geri getirmesine izin vermemek için taşlar bağladım hepsine. Dibe çöküp kumlara dalsınlar,balıklara yem olsunlar diye. Balıklara yem ettim anılarımı! Duvarlarımı boyadım izleri kapamak için. Yaşanılan her anı sıçramış duvarlarıma. İşte böyle... Geçmişinden kurtulmak isteyen bir katil gibiyim bu aralar,beyaz olmaya çalışan bir siyah gibi kararlı ve en az onun kadar çaresiz. Hiçbir zaman beyaz olamayacağını,grileşmekten öte gidemeyeceğini bilmek bu zavallı küçük elli katili kendinden bile fazla korkutuyor. Böyleyim işte,karmakarışık.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8268981935678426366?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8268981935678426366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/minik-elli-katil.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8268981935678426366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8268981935678426366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/minik-elli-katil.html' title='Minik Elli Katil'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-733952103036215647</id><published>2009-04-25T23:25:00.002+03:00</published><updated>2009-04-25T23:26:13.018+03:00</updated><title type='text'>Ütopya</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;O hep anlattığım ama hiç öğrenemediğim masalım… Benim düşlerimin ülkesi. Ütopyalarımda güç verdiğim, savaşlarımda yenildiğim kralım. Gözlerimi kapadığımda görmeye başladığım karanlığım… Yeni bir savaş. Ve belki sonun getiricisi… Hiç kalamadı olduğu yerde. İçimin karanlık orospularında kaybettim onu. Eridi onların kollarında. Dudaklarına iz oldu ciğerlerine acı bir nefes! Hiç dokunmamıştı oysaki paslı tenlerine. Belki dokunsa dökülürdü tüm kirlilikleri, çirkinlikleri. Onlar öyle uzaktan sevdi onu. Uzaktan, uzak olarak, uzak kalarak, uzaklaşarak…&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-733952103036215647?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/733952103036215647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/utopya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/733952103036215647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/733952103036215647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/utopya.html' title='Ütopya'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-8288908507474774652</id><published>2009-04-25T23:19:00.002+03:00</published><updated>2009-04-25T23:23:55.763+03:00</updated><title type='text'>İhtimaller Paradoksu</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Uzansam ellerimi kökünden yakacak gibi&lt;br /&gt;Küllerimi en uzağa savuracak ihtişamda nefretin&lt;br /&gt;Dokunsam yanacağım,uzak dursam kırılgan bir hüzün kristaline döneceğim.&lt;br /&gt;Zihnimin paradokslarında koşturup dururken ben bir sabah uyandığımda gitmiş,'geçmiş' olacaksın&lt;br /&gt;Bir ustura yarası dilim sana dökemeyecek kanı gibi kelimelerini&lt;br /&gt;Yalnız olacaksın,yalnız uğurlanacaksın,sen 'yalnız' dilimin akan kanı olacaksın.&lt;br /&gt;Ağır ihmal şartları olan güven oyunlarında canım yandığında kırılmış bebeklerimi alıp terk edeceğim senin çamurdan evini&lt;br /&gt;Annemin eteklerine gözlerimi dökeceğim bir çocuk beyazlığında,içimdeki alaca renklerden arınacağım&lt;br /&gt;Biliyorum dokunursam yanacağım bu ıssız ellere,dokunmazsam ıssız kalacağım...&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-8288908507474774652?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/8288908507474774652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/ihtimaller-paradoksu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8288908507474774652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/8288908507474774652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/ihtimaller-paradoksu.html' title='İhtimaller Paradoksu'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1106359446060724252</id><published>2009-04-25T23:15:00.000+03:00</published><updated>2009-04-25T23:16:18.903+03:00</updated><title type='text'>Yokluk Devinimleri</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Paslı,acı bir tat bu yokluk devinimleri...&lt;br /&gt;Soru yok,sonuç yok,son yok,sen yok!&lt;br /&gt;Nikotin kokan cümlelerin tenimin edepsiz coğrafyasında söndürülmesiyle son bulan geceler...&lt;br /&gt;Sensizlik fena,sessizlik korkunç!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1106359446060724252?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1106359446060724252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/yokluk-devinimleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1106359446060724252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1106359446060724252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/yokluk-devinimleri.html' title='Yokluk Devinimleri'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2420911439740514407.post-1777616517760417537</id><published>2009-04-25T22:49:00.001+03:00</published><updated>2009-09-03T17:19:49.284+03:00</updated><title type='text'>Rol Değişimi</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bugün,telefonun ucunda ve bana kilometrelerce uzakken bile anlayabildim çaresizliğini. Senin hiçbir zaman anlayamadığın kadar hem de. Farklı hayatların acısına şahit oldukça kendi hayatındakilerle yüzleştin günlerdir. Ağlayarak arınmayı denedin,olmadı. Çünkü seni kendi gözyaşlarının değil bizim gözyaşlarımızın yıkaması gerek. Ancak öyle arınabilir,nefes alabilirsin kendince. Bugün,öyle zayıftın ki telefonun ucunda. Ellerimi uzatıp tutmak istedim seni düşmeyesin aniden diye. Ve sanki gözyaşların ahizenin minik deliklerinden girip elime yüzüme bulaştı. Sanki sen bugün kollarımın arasında ağladın. Ve bugün,sen benim değil ben senin annen oldum. Rollerimizi değiştik kısa ama sonsuz zaman aralığında. Korktum ellerimden kayıp gideceksin diye. Çünkü görebildim sesinde gözlerini. Bu nasıl olur bilmiyorum ama gördüm ben ve korktum. Çünkü hiç olmadığı kadar yardım dilediler benden. Ben de eski kızgınlıklarımı atıp arkama paylaştım senle gözyaşlarımı. Arındın biraz. Kendine geldin. Biraz dindi içindeki hoyrat fırtına. Ama beni öyle parçaladın ki 'kendimi affedemiyorum' sözlerinle. Çünkü bilirim,kendini affedemeyen insan gitmek ister. Ve gitmeye öyle yakındır ki;o ince çizginin diğer tarafına nasıl geçtiğini,ne zaman gittiğini anlamazsın bile. Gitmenden öyle korktum ki bugün yollara düşebilirdim koşa koşa gelebilirdim. Sonra terli başımı yaslayabilirdim göğsüne. Sonra herşey başa dönerdi. Ben senin küçük kızın olurdum. Bugün,seni aslında affettiğimi anladım. Ama kırgınlığımı nasıl ve nerelere saklasam sana her baktığımda bilmiyorum. Bugün;ben anne oldum,seni biran kaybettim,yaşama döndürdüm,seni affettim,çok ağladım. Ben bugün çok yoruldum anne,izninle biraz dinleneyim.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2420911439740514407-1777616517760417537?l=unforgivenlibra.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/feeds/1777616517760417537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/rol-degisimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1777616517760417537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2420911439740514407/posts/default/1777616517760417537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://unforgivenlibra.blogspot.com/2009/04/rol-degisimi.html' title='Rol Değişimi'/><author><name>Hulya Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15620685046898152037</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='21' src='http://4.bp.blogspot.com/-EKgbR1MdTBw/TuCkO1kC4WI/AAAAAAAAAGE/ItFH2f93TxI/s220/fff2.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
